DIRAMUDANA ESTİKÇE

Karasu / Sakarya

1991 / Yaz

Dağın yamaçlarından esen ılımlı rüzgarın fırtınasına kapılarak bir yerlere gidiyorum…

Dağın en ücra köşesinde sessizliğin, huzurun, mutluluğun olduğu bir dünyanın içindeydim. Ufka baktıkça gözlerinizdeki canlılık ve doğallığın içinde buluyorsunuz kendinizi o an öyle hayaller aklınıza geliyor ki bir boş bir kağıt bir de kalem olsun istiyorsunuz. İçinizdeki çocuksu duygular, teninize değen rüzgarın eşliğinde aniden ortaya çıkıp kaybolurken dağın yamaçlarından akıp giden suyun sesi içinizi burkuyor. Öyle bir sessizlikte akıyor ki sanki çığlık atarcasına sesini kulaklarınızda hissediyorsunuz. Rüzgarın çıkarttığı mırıldanmalar sizi geçmişe alıp götürürken sessizliğin içinde haykırışları duyabiliyorsunuz. O kadar güzel bir duygu ki kalp atışlarınız bir yavaş bir hızlı atıyor.

Havanın size şarkı söylediği bu doğal ortamda parıldayan güneşin ışıkları altında yeşilin içinize mutluluğunu yansıttığı anlar da heyecanlanmamak mümkün değildi. Bir rüzgarın hayatınızı değiştireceği hiç aklınıza gelir miydi  bilmiyorum. Hayat bu o kadar değişken bir yaşam tarzımız var ki her an her şey olabiliyor. Dıramudanayı hissettikçe içimde fırtınalar kopmaya başladı, benim de hayatımı değiştiren bu rüzgar olmuştu.

Kalemimle, rüzgarın ihtişamlı sesi birleşirken çizdiğim resim rüzgarın hissettirdiği buğulu bir çizimdi. Kafam da çizdiğim şekli nedense tam olarak canlandıramıyordum bu neyin etkisiydi bilemiyorum. Belki de güneşin yansıttığı ışık yolumu aydınlatmıyordu. Evet, buğulu, karamsar bir boşluk vardı hayatımda. Başka bir şeydi bu heyecanıma yenik düşüyordum, çizgileri bu yüzden çizemediğimi düşünmeye başlamıştım.

Küçük bir çizgi belki de iyi bir başlangıç olabilirdi. Bir türlü başaramıyordum, elim o çizgiyi çizemiyordu. Dağın bu yamacında huzurun içindeydim ama geçmişten kalan hüzünlü anılar bir türlü başlangıç yapmama izin vermiyordu.

Yamaçtan boşluğa bakarken çok uzaklarda gördüğüm suyun sesi dağlara çarparak yankılanıyordu. Yankılanan sesler eşliğinde gözlerimi kapatarak düşünmeye başladım, kafamdan o kadar çok şey geçiyordu ki hayaller kurarak fısıltıyla yankılanan seslere odaklandım. Her duyduğum ses içimde bir sakinlik, bir ürperti ve gariplik oluşturdu. Bu ses Dıramudanın sesiydi. Bana sesleniyordu, uyan ve titre kendine gel diyordu. Dağın yamacındaki kuytu köşeden kalkmalıydım artık gözlerimi açtım gülümsemeye başladım, ellerimi havaya kaldırıp gökyüzüne bakarken biraz da olsa özgürlüğün keyfini çıkartmaya çalıştım.

Uçan kuşların çıkarttığı sesler eşliğinde rüzgarın uğultusuyla birlikte küçük bir yoldan yürümeye başladım. Az ileride küçük bir kasaba vardı, dağın yamacından bakarken yeşilliğin ortasında kalmış ve tam ortasından küçük bir akarsu geçiyordu. Akarsu, yeşil akıyordu. Ağaçlardaki yaprakların rengini alan akarsu muhteşem güzellikteydi. Yavaş yavaş dar, düz bir yoldan yürümeye devam ediyordum. Az iler de ki köye yaklaştıkça küçük bir evin beni beklediğini biliyordum. Şirin bir evdi, ahşaptan yapılmış, eski –  püskü iki göz odası olan şirin ve anıların hafızayı canlandırdığı içinizi ısıtan bir evdi. Kasabaya yaklaştıkça aklıma şairane

fikirler gelmeye başlamıştı. Bir an önce kalemimin bende bıraktığı izi kağıda dökmek istiyorum, bu küçük şirin ev bana her zaman ilham kaynağı olmuştu bu evde hayata gözlerimi açmıştım.

Annem ve babamla bu evde yaşadık, senelerce bu evde birlikte zaman geçirdik bu ev hayatımı değiştiren hayatıma anlam katan beni ben yapan evdi. Küçük yaşlardan itibaren bu kasaba da zaman geçirip duygularımı, sevinçlerimi, hüzünlerimi burada yaşadım ve yine yaşıyorum. Ben buranın çocuğuyum burası benim, benim zihnim ve her şeyim. Bu evin sesiyim ben, kalemimin sesi, mürekkebimin

ilacıdır bu ev. Babam, çiftçiydi dededen gelen mesleği devam ettirmişti. Annem de babama işlerinde hep yardım ederdi. Babamla annem akşama kadar çalışır, akşam eve geldiklerinde sıcak bir çay koyulur ve sohbet edilirdi, yorgunluklarını mis gibi kokan o çay alırdı.

 Her şey unutulurdu o an. Fakir bir ailenin çocuğu olmaktan her zaman mutlu oldum, hiç üzülmedim. Çok çalışkan bir ailem ve kültürlü bir aile yapısına sahip olmaktan hep onur duymuşum. Babam, gazete ve kitap okumayı çok severdi. Kasabadaki çarşıya gittiğinde bir birinden ilginç kitaplar alır, onları okur sonra okula bağışlardı.

Benim yaşım küçük olduğu için ben okuyamazdım ama kitapların resimlerine bakar, incelerdim. Belki de çizim yapma alışkanlığım buradan gelmiştir. Annem de babam gibidir, evde okuyacak bir şey bulduğunda okumadan bırakmaz. Okuduklarını da bana anlatırdı. Anlattıklarını çok severdim, beraber gülümser, eğlenirdik. Ailem güzeldi, sevimliydi, her şeydi. Yıllar sonra bu evde onları hatırlamak ve güzel duyguları anımsamak her şeye değer.

Ben size biraz da kendimden bahsedeyim,

İsmim: Belçin  Esrigün

Karikatüristim.

Çocukluk alışkanlığı olan çizim sevdama karikatürist olarak devam ediyorum. Çizim yapmak karakterleri kafamda tasarlamak çok ilginç bir duygu. Sanki çizerken kendimle yüzleşiyorum, kendi içimdeki çocuksu duyguları kalemime yansıtarak çiziyorum. Çocukluktan gelen bu duygu bana ailemin hediyesi.

Onlar hayatıma yön verdi bende bu yola devam ediyorum. Çizimlerimi farklılaştırmak için gezmeyi çok seven bir insanım özellikle Japonya da Kyoto şehrinde çok farklı heyecanlar yaşayarak birçok şey öğrendim. Her halde hayatıma yön veren başka bir sebepte bu olsa gerek. Arada sırada gittiğim Mt. Kurama dağını çok seviyorum, dağın en ücra köşesine gider, sessizliği dinler ve çizimlerime başlarım.

Bazen de kalemim çizmeye başlamadan durur, sessizliğin bende anımsattığı duygular içimi titretir. Sonra kalemi elimde tutarken birbirinden ilginç düşüncelere dalar, onların çizimlerini yapmaktan oldukça keyif alırdım.

Bir de çizdiğim karikatürlerime isim verirdim. En sevdiğim çizim, “Mavi Aslan Karikatürüdür” benim için özeldir bu çizim. Bağımsızlığın, özgürlüğün sembolüdür, mavi kuş karikatürü. Çizerken, çok düşündüğüm, hayal gücümü sonuna kadar kullandığım eşi benzeri olmayan bir karikatürdür. Hayallerimi, rüzgarın esintisine bırakıyorum her zaman o beni doğru yola götürüyor. Dıramudana da böyle bir rüzgardı. Sesi, kulaklarım da çınlar, kafam da ki boşluğu onun sesiyle doldurur ve çizimlerime onun bana sunduğu ilhamla başlardım.

Yüzüme dokunan bu ses, öyle büyüleyici ve içten ki onun dokunuşları bende yarattığı his ve ürperti çizimlerimi gerçekten yaşatarak çizdiriyor bana. Siz de bir rüzgarın esintisine kendinizi bırakarak sıra dışı figürler çizebilirsiniz. Yeter ki Dıramudanın sesini dinleyin o size doğru yolu gösterecektir.

“Teninize dokunan bir kıvılcım, hayallerinizin ateşini alevlendirir”

Sağlıcakla Kalın…