AFRADA SON YOLCULUK

Yaz, 1996

Silifke / Mersin

Fulyaların arasındaki güzel kokuların içinizi ısıttığı, saflığın büyülü dünyasını ararken…

Küçük yaşlardaki güzelliğin, yaşım büyüdükçe artık değiştiğini fark ediyordum. Herhalde olgunlaşmaya belki de yaşlanmaya başlamıştım. Bilemiyorum, düşünemiyorum, hayat o kadar hızlı geçiyor ki, güzelliklerin bir bir gözümün önünden akıp gittiğini görebiliyorum ama değiştirmek için çaba gösteremiyorum ne yazık ki. Belki hayat değişim için zorluyor beni, bir şeyleri fark etmemi istiyor.  

Evet  işte olgunlaşmanın sizde olan belirtileri bunlar. Çocukluğun saflığını, temizliğini, mutluluğunu çok özlüyorsunuz. Bu hisleri düşündükçe o kadar huzurlu hissediyorum ki kendimi, mutluluğun içimdeki büyüsünü o saf dünyada arıyorum. Beni bu dünyada arayışa iten tek şey afraydı, bana yol gösteren, samimiyetine güvendiğim tek yoldaştı.

Afra, beni hiç yarı yolda bırakmazdı, ona o kadar güveniyordum ki benim için yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Biliyor musunuz, Afrayı nerede tanıdığımı, onu çocukluğumda yürüyüş yaptığım yolda tanıdım.

Bu yol beyaz bir yoldu. Sonu beli olmayan, ucu, bucağı belli olmayan ama içinize huzur dolduran bir yoldu işte Afrayı o yolda tanıdım. Hala tanımaya devam ediyorum. Onunla birlikte çok şey yaşadık ve çok şey paylaştık. Benim çocukluğum onun çocukluğu ikimizde beraber büyüdük, beraber olgunlaştık. Bana cesaret veren Afradır, onun sayesinde hayatım anlam kazandı, onun sayesinde iyi bir gezgin oldum.

Gezdiğim her yerde yanı başımdan hiç ayrılmadı. Beni yalnız bırakmadı. Sizinle paylaşmak istediğim çok önemli bir şey daha var  beni büyük bir yazar yapanda Afradır. Bir gün göle biraz uzakta bulunan sarmaşıkların arasında bulunan tek katlı çiçeklerle dolu, bahçeli, küçücük bir evin içinde yaşarken o kadar duygulandım ki anlatamam. Kendimi hemen dışarı attım göle uzanan büyük beyaz bir yol vardı. O yol benim hayatımı değiştirdi. Hemen göle doğru yürüdüm.

 Kendimi hemen dışarı attım göle uzanan büyük beyaz bir yol vardı. O yol benim hayatımı değiştirdi. Göle yürüdüğüm yoldu. O, Afraydı. Ta kendisiydi. Beni hayallere sürükleyen bu yolda gezilerin başlangıcına açıldım. Gezgindim, her yeri, hiç bilmediğim, tanımadığım yerleri bisikletime yüklediğim eşyalarımla geziyordum. Bazen çok uzaklara bazen de yakınlara sürükleniyordum. Afra beni nereye çekerse o tarafa gidiyordum.

Beyaz yol; sessizliğin, sakinliğin, fısıltının yolu. Gezilerime, çıkarken her zaman yaptığım şeyi yapardım bir fotoğraf makinesi sonra hayaller. Hepsi buydu. Enteresan bir kişiliğim vardı, nereye gitsem anılarımı hep fotoğraflardım çünkü o fotoğraflar bir gün bana lazım olacaktı. Çocukken, yapamadığınız ve yapmak istediğiniz şeyleri olgunlaşınca, yaşlanınca fark ediyorsunuz. İşte sizi siz yapanda olgunlaşmanızdır.

Fotoğraflarda olgunlaşmanızın resmidir. Her gezinti sizin hayatınızın bir parçası yaşadığınız zamanın size fark ettiremediği, unutturmak istemediği hayali dakikalardır. Benim gezintimin adı da Afraydı. Size asıl mesleğimden hiç söz etmedim, ben tasarımcıyım. Küçük bir dükkanım var, o kadar mütevazi bir dükkan ki için de kendi yaptığım el becerimle ortaya çıkan hayal gücümün heyecanı olan sanat eserlerini bir görseniz, kıskanırdınız.

Ben onlarsız, onlar bensiz yapamazlar. Tasarımlarımın bir de ismi var tabi, onlara Yıldız Tozu diyorum. Mavinin huzurlu rengiyle yaptığım bu eksantrik çalışmalarım beyaz yıldızın ilhamıyla oluştu. Geceleri bilirsiniz, küçük bir ahşap masa ve kırık dökük bir sandalyenin eşliğinde havanın dingin esintisiyle, yıldızların gecenizi aydınlattığı o anın sizde oluşturduğu gariplik var ya işte tasarımlarımın ihtişamı o andır.

Beyaz yola giden o an size mutluluğu sunan yoldur. Tasarımlarımı, gezilerimde topladığım mavi taşları yontarak yapıyorum. Onlardan yıldızlar yaparak gökyüzünün karanlığını bazen de maviliğini size gösteriyorum. Afra, benim hayatımı değiştirdi, içimdeki çocuğu, küçükken yaşadığım, yaşayamadığım gerçekliği ortaya çıkardı. O benim, bende o.

“Afraya çıktığınızda hayallerinizden vazgeçmeyin”

Sağlıcakla Kalın…