GEÇMİŞİN ŞARKISI

Mihrican Yaylası / Mezitli / MERSİN

1972 / Yaz

Bilinmezin içine sürüklendiğiniz gün, mavi bir karavan sizi bekliyor olacak…

Hayat uzun bir yolculuktu, yolculuğa başlamadan önce çocukluğumun en güzel hikayesini  sizinle paylaşmak istiyorum. Çocukluğum birbirinden ilginç serüvenlerle, anılarla, hikayelerle dolu. Bunlardan en ilginci karavanla yaptığım yolculuktu, hatırladığım kadarıyla 9 veya 10 yaşlarında  olmalıyım. Ailemin köyde, turkuaz rengin içinize işlediği, yeşilin tonunun sıcaklığını hissettiğiniz, akan nehrin sesiyle huzura ulaştığınız herkesten uzakta bir yer  de şirin bir evi vardı.

Bu ev bizim için çok önemliydi, hatıraların silinemediği, umutsuzluğun umuda karıştığı, geçmişin, gelecekte yer bulduğu canlı, tap taze bir hayattı benim için. Annem, babam sıradan köylü çocuklarıydı. Babam, çiftçiydi, toprağı ve toprağın insana sunduğu o büyüleyici güzelliği çok severdi babam. Onun için toprak, gerçekti, canlıydı, huzurdu, sevgiydi…

Babam  birde gezmeyi çok severdi, her yıl Anadolu’nun  farklı şehirlerini gezmek için küçük mutevazi arabasına “Anadolu” eşyaları yükler  hep beraber geziye çıkardık. Bizi mutlu eden şeyde buydu aslında. İnsanlar, bir arada olduğunda birlikte bir şeyler yapmaya başladığında içinizdeki çocuksu duygular bu aşamada başlıyor, çocukluğunuzun duygusal anları ve çocukluğunuzu şarkısı sizi yolculuğa çıkartıyor. Babam sayesinde içimde zamanla gezi aşkı oluşmaya başladı.

Babamın o kadar gezdirdiği yerler var ki, gezerken, hayatın güzelliklerini, geçmişin izlerini ve en önemlisi sizde etki bıraktığı değerli duyguları unutamıyorsunuz. Annem biraz bu yolcuklardan bıkmıştı, onun huzuru ormanın için de ki huzur dolu evdi. Çocukluğunuzun sizin peşinizi  bırakmadığı her gün her dakika hayata mutlulukla, heyecanla sarılırsınız. Hayalleriniz içinizde ki gülen, karamsar olmayan çocukluğunuz da gizlidir. Yolculuğunuz gizli kalmış şarkısı burada şimdi başlıyor.

Köye arada sırada film izlememiz için sinema kurulurdu,  açık hava sinemasını herkes çok severdi. Hınca hınç sandalyeler kapışılırdı. Sinema kururken uzun, beyaz bir perdeyi  iki ağaca bağlanır tam karşı tarafa da  oturmak için sandalyeler koyulurdu, sandalyelerin tam arkasına koyulan film makinesi de hala hatıralarım da hiç unutamıyorum.

Bende çok özel anıları var. Bir gün babamın o meşhur, çok sevdiği “Anadolu” arabasını alarak gizlice sinemaya film izlemeye gitmiştim. O, yaşlar da çocuksu kıpırtılar, heyacansı duygular içinizdedir, kıpır kıpır olursunuz. Önlerden hemen bir sandalye kaparak filmin başlamasını beklemeye başladım. Yanımda ki sandalye ve diğer sandalyeler boştu, filmin başlamasına az bir zaman kalmıştı. Hava çok güzeldi, hafif, ılık bir rüzgar esiyordu.

Bir an vücudum titredi, boğuklaştı sanki o an kendi hayatımı izleyecekmişim gibi içim de bir his oluşmuştu. Etrafıma bakınırken, uzaklardan birilerinin geldiğini gördüm, gittikçe açık hava sinemasına yaklaşıyordu kızıl saçlı, uzun boylu, biriydi. Ayın geceyi ışıltısıyla aydınlattığı o an da gittikçe yaklaşan bu gizemli kişiyi çok merak etmiştim. Gelip yanıma oturduğunda gözlerin de ki mavi parlaklığı ve bana kışların da ki keskinliği hiç aklımdan çıkmadı.

Kızıllığının yanında teninde ki beyazlık onun sanki bu dünyadan değil de başka bir uygarlıktan geldiğini düşündürüyordu. Bana gülümseyerek selam vererek filmi beklemeye başladı. Salon dolmaya başlamıştı. Herkes, nedense çok heyecanlı görünüyordu belki filmi ilk kez izleyeceklerdi bel kide kendi hayatlarından kısa bir kesit bulacaklardı filmde. Film başladığında beyaz perdeye yansıyan filmin ismi çok ilginç ve özeldi. “Mavi Karavanla Çocukluğa Yolculuk” filmi izlerken çocukluğun ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu anladım.

Filmin büyüsüne öyle bir kapılmıştım ki bir an kendimi film de oynarken düşündüm. O kadar etkileyici ve tılsımlıydı. Bana güç verdi, tecrübeyle birlikte  hayatın zorluklarında aşılamayacak problemin olmadığını bir kez daha gösterdi. Film artık bitmek üzereydi, içimde ki çocuk birkez daha uyanmıştı. Buna mavi karavan sebep olmuştu. Çocuk olmak her şeye değerdi, özgürlük demekti, hayata renkli bakmak, onun tadını içselleştirmek demekti. Özgürce, bir şeyleri keşfedersiniz ya işte hayat oydu.

Öğrendiğiniz her şeydi, sizi siz yapan, başkalarından ayıran tek varlıktı o. Hayalin ötesinde, kitapların içinden hayali hikayeydi sanki… Bu film bana çok şey öğretmişti. Hayat yolculuğu şimdi başlıyordu, mavi karavan beni bekliyordu. Onunla özgürce dolaştığı, özgürce vakit geçirebilirdim. Haaa, şimdi aklıma geldi, az kalsın unutuyordum, yanımda kızıl saçlı, mavi gözlü bir kız vardı. Onunla sinemadan birlikte ayrıldık, ayrılırken, gözlerimin içine baktı o an anlamıştım yolculuğa çıkacağımızı.

Yürümeye başladık, havanın serinliği git gide ısınmaya başlamıştı. Yürürken, yol kenarlarında rüzgarın uğultusuna karışmış, ağaçların fısıltılarının arasından geçiyorduk, hiç konuşmuyordu sadece yürüyordu,  o an düşündüm bana ismini söylememişti. Evet bundan eminim. Biraz daha yürüdükten sonra konuşmaya başladım, film hakkında konuştuk ama neden bilinmez ismini söylemedi. İsmini çok merak etmiştim. İsmini kendisinin söylemesini bekledim, ilk önce laf arasında ben kendi ismimi söyledim, Bana bakarken ki gülümsemesi, onun ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunu gösteriyordu. Tam o an ismini sordum,

İsmi : Beylem Eymen

Yaş  : 10

İkimizde hemen hemen aynı yaşlardaydık, ona ismini çok beğendiğimi ve anlamının ne olduğunu sordum, anlamı çok özeldi ; “ Çiçek Demeti” iymiş. İçimden bir ses, güzel gözlerinin maviliği yanında isminin anlamının da onun ne kadar ilginç bir insan olduğunu düşündürdü. Git gide gece yarısı olmaya başlamıştı, 10 yaşındaydım ama hayat tecrübem çok fazlaydı, Beylem ile birlikte “ babamın eski püskü Anadol arabasına” bindik ve sinemadan uzaklaştık.

Beylemi eve bırakacaktım, onunla ilk yolculuğumuzdu, bundan sonra da yolculuklarımıza devam edecektik bundan emindim. Eve bıraktıktan sonra ona arabadan inerken benimle uzun bir yolculuğa çıkmak ister misin, demiştim, hiç unutamıyorum. Geçmişin şarkısı hala kulaklarım da, bana fısıldıyor arada sırada beni çağırıyor.

Anlatmaya devam edeyim, kulaklarıma gelen gizemli fısıltının bana sunduğu mutluluk paha biçilemez. Aradan çok uzun yıllar geçti, “ Çiçek Demetiyle” aram hiç bozulmamıştı, hep arkadaş olarak kaldık ve öylede devam ediyoruz. 30lu yaşlarına geldiğimizde onun için mavi karavan almıştım, filmin hatıraları hala anılarımdaydı ve bunu gerçekleştirmiştim.

Babamdan kalan gezme aşkına Beylemle devam ediyoruz. Onunla birbirinden ilginç yolculuklara çıkıyoruz. Ve birde iki tane bisiklet aldık, karavanımızla seyehatlarımız da durduğumuz sahil kenarlarında bisikletimize binip etrafı dolaşıyoruz. O kadar güzel yerler var ki hayallerinizin peşinden bazen giderseniz ben bu hayallerin içinden çıkarak bunu gerçeğe yansıtarak  şimdi o anı yaşıyorum.

Durduğumuz, yerler bizim için çok özel, duygularımızın biri birine karıştığı melankolik bir yaşamı içimizde hissediyoruz. Bazen ateş yakıyoruz, ışığın, çıkarttığı sese odaklanarak ateşin dansını izliyoruz, onun büyüsüne kapılarak yıldızların geceyi aydınlattığı dakikalarda dilek tutup, gözlerimizi kapatıyoruz. Geçmişin şarkısını her yerde hissederek yaşamaya çalışıyoruz.

Bazen beraber kitap okuyoruz mesela, okuduğumuz kitap da ki karakterlerin rollerine kapılarak onların haytlarına giriyoruz. Bir bakıma onlar oluyoruz. Hayatı dolu dolu, mutlulukla, eğlenerek, bazen hüzünlü bazense geçmişi hatırlayarak yaşıyoruz. Mavi karavan seyahatlerine dolu dizgin devam ediyor. Çocuk olmak, çocukça yaşamak, çocuksu heyecana kapılmak böyle olmalı. Geçmişe döndüğünüzde içinizde ki çocuğun hala yaşadığını görebilirsiniz. Onu kaybetmeyin, canlandırın… ben size çocukluk ismimi yazmayı unutmuşum, Beyleme de söylemeyi unutmuştum çünkü bana hiç ismimi sormadı, yine de bilmek isteyeceğini düşünüyorum.

İsmim : Barkan Ayba   

 Yaş : 33    Hayat devam ediyor, tesadüflerle dolu, sanki sizi izliyor…

“ Gözlerinizi kapatın ve gülümseyin o an sizde mavi karavanda olacaksınız”

Sağlıcakla Kalın…