MASUMİYET KOYU

Esenköy / YALOVA

1994 / Kış

İçinizdeki masum çocuğu uyandırın, hayata böyle başlayın…

İskelede bir ses yankılanıyordu, tuhaf ve heyecan dolu.

Gel, gel !

Ben buradayım !

Seni görüyorum !

Çok uzaklardayım !

Korkuyorum, yardım et bana.

Gün hafif kızıllığını göstermeye başladığında havanın rengi gittikçe karanlıktan aydınlığa dönüşmeye başlamıştı. O sıra da   kulağıma denizin derinliklerinden  gelen tuhaf fısıltılar geliyordu. Deniz çok durgundu, uzaklara doğru baktığımda bir kıpırtı da yoktu. Fısıltıların nereden geldiğini neden sürekli aynı seslerin tekrar ettiğini bir türlü çözememiştim. Belki kafamda oluşturduğum tuhaf bilinç dışı seslerdi belki de beni yanına çağıran gizemli bir kişiydi. Onun sesiydi. Sessizliğin, varoluşun, yaşamın, huzurun sesiydi. Bazen anlamsız bazen de anlamıydı duyduğum fısıltılar.

Yaşamımı sürdürdüğüm bu küçük koyda daima içim ürpermişti, her sabah uyandığımda kıyıya vuran dalgaların fısıltısı bana hep çocukluğumu hatırlatırdı. Fısıltılar, beni alıp huzura, saflığa ve hayal gücünün derinliklerine alıp götürüyor. Bu koy benim için özel ve yaşam bağım. Sessiz dünyamın sesi ve yalnızlığımın tek çaresi bu koy. Bana bir çok şey söylüyor, güzel şeyler anlatıyor, ben onu dinliyorum o da beni. İkimizin de dertleri çok ama bana mutlu olmam için elimden geleni yaptığını söylüyor. Bende onu mutlu ediyorum. Çünkü onu dinliyorum, dediklerini yapmaya çalışıyorum. O benim için isimsiz kahraman, çocukluğumun, gençliğimin tek sessiz ortağı. Fısıltıyla gelen bir dostluk, sevgi ve aşk…

Sonsuzluk dolu bu koyda hayatıma devam ediyordum, arada sırada koya gelip kafamı dinleyip huzur bulduğum zamanlarda içimden öyle garip duygular gelip geçiyordu ki bunları bir şekilde yazmam gerekiyordu. Yazmak içimden gelmiyordu ama koyun dediğini yapmalıydım. Koya her gittiğimde  bana hayal gücünün derinliklerine gitmemi söylüyordu. Neden bunu söylediğini bir türlü anlamamıştım. Belki de benim gizli kalmış geçmişimi düşünmemi istemiyordu, geçmiş de yaşanmış duyguları açığa çıkarmamı bunu senaryolaştırmamı istiyordu evet koy bana bunu söylüyordu.

Bazen denize baktığınız da onun sesini duyarsınız buna ilk başta anlam veremezsiniz, derinlerden gelen bu ses fısıltı gibi gelir kulağınıza dili farklıdır çünkü her insana farklı gelir bu ses. Duygusaldır, içtendir, sizi etkiler, kalbinizde gizli kalmış tüm gerçekleri o sesi duyduğunuz yaşamaya başlarsınız, bir süre sonra fısıltı sizin kendiniz, kendi dünyanızın sesi olup karşınıza dimdik çıkıverir. O an irkilerek gerçek hayatınıza tekrar dönersiniz. Gerçeklerle yüzleşmek size acı verir ama bunu hissettiğiniz de rahatlarsınız. Benim koy da dinlediğim seste içimin sesi, düşüncelerimin bana karşılık verdiği ses. Beni hayata bağlayan ona sımsıkı sarılmamı sağlayan ses.

O işte, “ sessiz koy” ona ben bu ismi verdim. Bu isim sayesinde yazmaya başladım. Yazılara ilk önce bir kelimeyle başlamıştım. Yorgundum, kafam çok karılıktı düzgün düşünemiyordum. Tek bir kelime yazıp kalemi bırakıyordum. Sonra koyu saatlerce dinledim, uzun ve çok uzun zamanlar geçirdim koyda. Kelimeler kağıda yavaş yavaş dökülmeye başladı. Neden yazdığımı şimdi daha iyi anlamaya başlamıştım.

Çünkü o yazmamı istiyordu. İçimi dökmemi, içimdeki burukluğu, soğukluğu, kötü düşünceleri atmamı istiyordu. Koya her gittiğim dakika kelimeler bir biri ardına dökülüyor birbirinden ilginç cümleler ortaya çıkıyordu. Cümleler çoğaldıkça içimde ki heyecan daha artıyor, kendimle savaşım yavaş yavaş azalıyordu. Biliyordum koy masumdu, ben de masumiyetin çizdiği senaryoydum. Her yazı bittiğinde benim için ayrı bir senaryo oluşuyordu. Haa unutuyordum, size biraz da kendimden bahsedeyim…

Ben bir doktorum işim sizin hayata bakış açınızı değiştirmek, bunun için çabalıyorum. Hayata bakış açısını değiştirecek işler yapıyorum. Sizi rahatlatacak, işinize daha rahat bir şekilde gidebilmenizi, işinizi huzurlu bir ortamda yapabilmenizi ve hayata dair problemleri kafanızdan silip sizi rahatlatıcı yönleriyle sürükleyen sözlerle yol alacağınız bir ortam sunuyorum. Ben sizin içinizden biriyim sizim.

Koya işte bu yüzden geldim, hayata bakış açısını değiştirmek insanların kendisiyle yüzleşmesini sağmak için geldim. Onlara umut aşılamayı, onların kendi iç seslerini nasıl dinleyeceklerini öğretmek için geldim ve buradayım. Fısıltı benim, ben bir koyum. Koyun sesi benim.

Yine havanın güzel olduğu bir vakitti koya yakın bir yerde küçük bir balıkçı barınağı vardı burada yaşıyordum. Sabah güneş doğmadan kalkar balık tutmaya giderdim, günlük yemeğimi genellikle denizden çıkartıyorum. Öğlen de çok sevdiğim teknemi yıkar, temizlerdim. Boş vakitlerimde koy beni çağırır, onunla vakit geçirirdim. Size, koya ne zaman geldiğimden bahsetmedim, ben çok uzun zaman önce Gaziköy / TEKİRDAĞ’ DA yaşadım.

Burada doktordum, insanları hayata hazırlayan, hayatlarına değiştirmek için uğraşan, onların mücadelesine katkıda bulunmak için her şeyi deneyen bir doktordum. Çok çalıştım, çok çabaladım. Çoğu insanın yapamayacağı şeyleri yaptım. O, güzel insanları hayata bağlamak benim için en güzel şey olsa gerek Hiç unutmuyorum, bir gün biri çalıştığım ofisi gelmişti hiç unutmuyorum , adını hatırlayamadım, belki yazmaya devam ederken aklıma gelir o zaman yazarım.

Çok ilginç bir insandı, yüzü sarı, yuvarlak ve yüz çizgilerinden onun çok çile çektiğini anlayabiliyordunuz. Elmacık kemikleri çok belirgindi, sanırım çok zayıf olduğundan yüzü kötü görünüyordu. Burnu biraz küçüktü aynı yeni doğmuş küçük çocukların burnu gibiydi. Yanakları kırmızıya çalan al renge yakındı. Saçları kestane rengiydi, kısa ve düz. Gözleri o kadar güzeldi ki onlara bakamıyordum gözleri ateş mavisiydi onlara baktığınızda içinizi yakacak kadar sıcaklık hissediyordunuz. Boyu pek uzun değildi, orta boylu, hantal bir vücudu vardı. Gözlerine bakarken ona hoş geldiniz dedim ve içeri aldım,  bir şey içer misiniz dedim, benden güzel bir Türk kahvesi istedi.

Ona bol köpüklü kahve yaptım. Sessiz, sakin bir insana benziyordu ama şu bir gerçek ki geçmişin de çok şey yaşamıştı çünkü konuşmuyordu sadece etrafa bakıp duvardaki portreleri inceliyordu, ilgisini çekmişti. Bir kaç portreyle ilgili yorum yaptı. Hayal gücü çok iyiydi, yeteneği de vardı büyük ihtimalle yeteneklerini kullanamamıştı. Giysilerinden maddi durumunun iyi olmadığı anlaşıyordu, bu yüzden okula gitmediğini düşünmeye başladım. Ayakkabısı çok eskiydi, kahverengi ve toz içindeydi. Üzerindeki mavi etek solmuş belki de çok uzun zamandır bu eteği giyiyordu. Ceketi büyük ihtimalle biri vermişti. Buraya gelirken yürüyerek geldiğini söylemişti.

Fazla parası olmadığını anlamıştım. Bu gizemli kızın çok şey anlatacağı belliydi, çok sorunu vardı biliyordum. Bana tek bir şey dedi, adını söyledi, “Masumiyet” dedi. Benim hayatım tam burada değişti. Hayatımı değiştiren bu anı hiç unutmadım. Bana anlattıkları şimdiye kadar duyduğum en güzel ve etkileyici bunun yanında hüznün içinizi yaktığı, acıyı iliklerinizde hissettiğiniz tuhaf şeylerdi onun için gizemli öykü olarak bir köşede saklıyorum.

Beni Masumiyet koyuna getiren bu kızdı, bir daha geri dönmedim Gaziköye. Fısıltı koyu, belki de masumiyet koyu, istediğiniz ismi kullanabilirsiniz. Sizin, sesiniz olmaya devam edecek bu özel ve gizemli koy. Ben yine yazılarıma devam ediyorum. Benim küçük şirin balıkçı barınağımın nerede olduğunu merak etmişsinizdir mutlaka. Esenköy / YALOVA’da ağaçların yeşile büründüğü, yeşilin maviyle iç içe girdiği eşsiz çam kokularının arasında bir yerlerde yaşıyorum ve yaşamaya devam edeceğim. Onu yine özledim, yazı yazarken bile özlüyorum. “Masumiyet” belki bir gün yine görüşürüz. Siz de masumiyet koyunu mutlaka ziyaret edin kendinizden bir şeyler bulursunuz.

“Masum bir gerçekliğin yanında sahte bir bakış görebilirsiniz”

Sağlıcakla Kalın…