Ladik / SAMSUN
Kış / 06.06.06
Ayazın yaktığı, soğuğun yüreğinizi yaktığı dakikalar…

Rüzgar hafif hafif esiyordu, bazen sıcak ve bazen soğuk. Gözlerim açık ama uyuyor gibiydim bir yandan beyaz ürpertinin yüzüme çalan soğuğu içimi sızlatıyordu, yine de titreyerek büyük caddenin kenarından yürümeye devam ediyordum. O kadar üşümüştüm ki etrafımda ki binaların üzerime yıkıldığını düşündüm. Galiba soğuktan zihnim düzgün düşünemiyordu. Soğuğun uğultusunu kulaklarımda işitiyor, yanımdan geçen insanların fısıltılı konuşmaları kulaklarıma dolup taşıyordu.

Yürümeye devam ediyordum, ellerim büzülmüştü, sanki yüzüm beyazın yaktığı kızıllığa bürünmüştü. Ayaklarımı hissetmiyordum. Otele yavaş yavaş yaklaşıyordum, verilen adresi bulmakta çok zorlanmıştım, galiba havanın bu kadar iç karartıcı olduğunu hesaba katmamıştım. Yavaş yavaş adrese gelmekte olduğumu düşündüm. Bir an içimi bir korku kapladı, yolumu kaybetmiş olabilirdim.
Hava’nın soğukluğu başımı döndürmüştü, belki de ondan yolumu kaybetmiş olabilirdim. Karanlığın ihtişamla rengine kapılmıştım. Her yer siyaha bürünmüş göz gözü görmüyordu, rüzgar o kadar kasvetliydi ki yanan ışıklar karanlığın esiri olmuştu. Sokaktaki, insanlar soğuğa aldırış etmeden yürüyorlardı, kimileri yanındakiyle sohbet ediyordu kimileri de şarkı söylüyordu. Birisi vardı, elinde Akordeon tutuyordu.

Biraz uzaktaydı, yanına yaklaştığımda o aletten çıkan ses soğuğun acımasız işkencesi yerini içinizi ısıtan kıvılcımlı, ateşli sese bırakmıştı. Yanına yaklaştıkça çatlak ses yerini ince, nahoş bir sese bırakıyordu. Seyyar müzikçi, gecenin tenini yakan soğuğu eşliğinde odunlardan çıkan kıvılcım sesiyle geceyi renklendiriyordu.
Bir an durdu ve düşünmeye başladı, nereye gideceğini hatırlamaya çalıştı, kimlerle konuştuğunu, kiminle görüştüğünü, neler yaptığını tek tek düşündü ama bir cevap bulamadı. Biliyordu ki cevap otelde gizliydi. Beyaz tanelerin tenine düşerken çıkarttığı ironik sesin etkisiyle birden irkildi ve yola koyuldu.

Az ileri de ışıkları pek görünmeyen, uzaktan baktığınız da loş ışığın suya yansıttığı büyük harflerden oluşan küçük, gösterişsiz bir kahve görünüyordu. Hemen koşar adımlarla ilerlemeye başladım, çok üşümüştüm, ısınmak için bir şey içmeliydim. Kahve’nin önüne geldiğim gibi içeri girdim. Garsondan bir fincan orta boy kahve istedim yanında bir de sütlü çikolata getirmesini söyleyerek sobanın yanına oturdum. Odun sobasının sıcaklığı ve çıkan kokunun etkisiyle gözlerim hafif hafif kapanmaya başlamıştı.

Tam o sıra da garson kahveyle çikolatayı getirerek biraz olsun uykumu açtı. Dinlendikten sonra kahve ücretini öderken cebimden çıkan küçük bir kağıt dikkatimi çekti, kağıtta altı numara yazıyordu. Biraz da olsa bazı şeyleri hatırlamaya başlamıştı, ısınmanın da etkisiyle baş dönmesi geçmişti. Kahveden çıkar çıkmaz verilen adrese doğru yola koyuldu. Sırtında bir de çanta vardı, çantası çok ağırdı ama taşıyabiliyordu.

Saat sabahın beşiydi. Hava aydınlanmaya başlamış güneş az da olsa yüzünü göstermeye başlamıştı. Biraz daha yürüdükten sonra ara sokaklardan geçerek büyük bir sokağa doğru ilerlerdim, eski, püskü binaların altından geçerken buraların tarihi dokusu ve tılsımı beni büyülemişti. Kafamı kaldırıp yüksek binaları incelerken birden kağıtta yazılan altı numara aklıma geldi. Otelin ismi altı numaraydı.

Otelin kapısına yaklaştıkça nefesi daraldı. Bir an eski anıları kafasında canlandı. Kendisinin, komedyen olduğunu hatırladı. Ülke çapında tanınan başarılı bir komedyendi. Gösterilere gider, seyircileri eğlendirir, birbirinden ilginç kostümler giyer onları söylemleriyle esprilere boğardı. Kendi yazdığı eserleriyle ün yapmıştı. Altı numara onun için bilincin adıydı, onun her şeyiydi. Çünkü tüm geçmişi burada bu otelde başlamıştı. Otele girdiğinde resepsiyonist onu hemen tanımıştı. Odası’nın anahtarını vermişti.

Oda numara altıydı. Komedyen takıntılıydı altı numarayı çok seviyordu. Asansöre bindiği gibi odasına çıktı, odası eskisi gibiydi hiç bozulmamıştı , eşyaları yerinde duruyordu. Odanın içi tuhaftı biraz, içeriye baktığınız da hafif loş ışığın sızdığı yanan bir mum görüntüsü vardı. Her duvar da birbirinden ilginç açık maviyi andıran kabartmalı duvar resimleri görünüyordu. Sanırım bu resimler ünlü ressamlara aitti belki de odayı eskiden tutan bir kişinin eserleriydi.

Oda, çok güzel kokuyordu, küçük bir pencerenin yanında tavus kuşu şeklinde bir saksı gözüme ilişmişti. İçinde nergis kokusuna benzer insanın içini ısıtan güzel ve de baş döndürücü bir koku vardı. Ayrıca yatağın yanında ki komodinin üzerinde duran ahşaptan yapılmış at heykeli bana eski çağlarda ki yörüklerin at üzerinde ki oyunlarını anımsatıyordu. Odanın için de dolaşırken pencerenin hemen karşısında duran oval bir ayna gözüme çarptı. Günlük hayatta kullandığımız aynalardan biraz farklı görünüyordu, bir tarafı ayna diğer tarafı siyahtı neden siyahtı o an anlayamamıştım. Gizemliydi ve düşündürücüydü. Siyah kısmında bazı harflerin yazılı olduğunu fark ettim. Bir kişinin ismi olabilirdi. Belki de oda da kalan komedyenin ismi ve soyadının baş harfleriydi. Oda’nın başka bir ilginç özelliği daha vardı. Geçmişin de travma geçiren her sanatçı bu oda da kalmıştı. Komedyen de bunlardan biriydi.

Geçmişin de ki izler peşini bırakmıyordu, her yerden, her şeyden kaçarak yaşıyordu. Çocukluğunda yaşadığı sorunlar, ilerleyen yaşlar da devam ediyordu. Herhalde komedyen olmasının sebebi de buydu. Odasında ilerlerken raflı dolabın üstünde duran küçük cismi eline alarak inceledi, incelerken çok şaşırmıştı. Bir an bu eseri hatırlayacak gibi oldu ama anımsayamadı.

Kendi eseriydi, üstünde imzası ve teşekkür yazısı vardı. Bu eserin ismi “Bilinçdışı Komedyaydı.” Bu eser onun için her şeyden değerli ve önemliydi, onun için dönüm noktasıydı. İlk tiyatro oyununun adıydı. Çocuk yaşlarda geçirdiği tramvanın sonucuydu bu eser. Küçük yaşlarda kardeşiyle aile yadigarı bahçeli evde oyun oynamayı çok severdi. Arka bahçelerinde bulunan büyük bir çınar ağacı vardı, çınar ağacını küçük yaşlarda dedesiyle birlikte arka bahçeye beraber dikmişlerdi.

Dedesi o gün “Çınar gibi ömrün uzun olsun” demişti. Yine bir gün kardeşiyle birlikte çınar ağacının altında oyun oyarken ağaca çıkmak istedi. Kardeşi, ağaca çıkmasını hiç istememiş. Ama inatçılığı ve sabırsızlığı onu ağacın en tepesine çıkartmış. O an ağaçtan düşüp kafasını toprağa çarpan komedyen, uzun bir zaman kendine gelememiş. Tramva’nın etkisinden uzun zaman kurtulamamış. Ailesi e çevresinin yardımıyla psikolojik ve ilaç tedavisiyle zamanla tramvayı azaltmaya çalışmışsa da üzerin de ki etki hala devam ediyor.

İlerleyen yaşlar da bu etkinin patolojik sorunları altında yazılar yazmaya başlıyor. Böylelikle günün birinde okulda ki tiyatro öğretmenin yardımıyla yazdığı yazıların bir çoğu senaryoya çevrilerek okulda canlandırma yapılıyor. Tüm halkın davet edildiği bir tiyatro organizasyonun da kendini daha da iyi kanıtlayan komedyen, okul bittikten sonra ki yaşamında da yazı yazma alışkanlığına davam ederek, yazılarını senaryoya çevirerek komedi senaryoları yazıyor.

Bunu git gide geliştirerek büyük tiyatrolarda seyircilerin bol olduğu turnelere çıkıyor. Bu turneler de ilk oyunu olan “Bilinçdışı Komedyayı” ilk kez yazıp oynadığında, onun için müthiş bir duygu, müthiş bir heyecan ve duygusal bir başlangıç olmuş. Altı numaralı otel onun her şeyi, ilk eserini orada yazmış ve tramva geçirdiği için çoğu yazdığı eseri unutmaya başlamış. Otel, tramva geçirenlerin portreleriyle dolu, duvarlarda resimleri ve imzaları herkese açık. Onlar, hayata dair önemli izler bırakmış önemli insanlar. Altı numaralı oda, altı yaşında geçirmiş olduğu tramvanın yarattığı gizemli bir oda. Komedye’nin ismini merak ettiğinizi biliyorum, o kadar fazla anısı var ki anılarını yazarken isminin gizli tutulmasını istemişti ama size ben yine de ismini yazacağım. Çok mutevazi bir kişiliğe sahip olduğu için insanlardan ap ayrı bir dünyası var.

Onun için her şey gizli, tek açıkta olan onun yazdığı senaryolar, onu izlediğiniz de onu tanıma şansınız artıyor. İnsanları tanımadan önce onları düşünceleriyle keşfetmeniz sizde olan algıyı ve algılamayı değiştiriyor. Ben öyle yaptım onun karakterini yazılarıyla tanıdım. Bilinci hala açık, sizi tiyatrosunda bekliyor, bilinç altınız da bulunan, bilinç dışı davranışlarınızı görmek istiyorsanız onu izleyin. O hala altı numara da bir şeyler yazıyor…

Onun çok anlamlı bir adı var, ismi gibi naif ve görkemli ;
Akçın Alaz YALDIZ
“ Komik bir gülümseme, alaycı bir senaryodan daha iyidir.”
Sağlıcakla Kalın…
