MUCİZELER EVİ

Seferihisar / İZMİR

01.01.2001

Mucizeler şehri, sanatın hayal dünyası.

Sokakların sanatla, sanatçının sokakla buluştuğu yer…

Eski, yıpranmış kıyafetlerin içindeydi. Aynaya bakarken, üzerindeki kıyafetlerin ona çok yakıştığını ve çok güzel olduğunu fark etti. Gözlerine giydiği kıyafetin ışıltısı yansıyordu. Aynada kendine dikkatli bir şekilde baktı. Saçlarında ki parlaklık elbisesiyle uyumlu olmuştu. Saçı hafif kızıldı. Elbisesi de kızılla beyazın karışımıydı. Sanki, geçmiş zamanın içinden çıkmış, şimdiki zamana meydan okuyordu.  Bir an eski Türk gelenekleri aklına geldi.

Kendini geçmiş yıllara götürdü. Aynada kendini gördüğünde tek düze hayatına farklı bir açıdan baktığını anladı, hayatını, kişiliğini ve düşüncelerini, kıyafetlerini her şeyini değiştirecekti. Kendi olacaktı. Başkası değil. O an, anla da ki: “ Ben sıra dışı giyinmeyi seviyorum. Herkesten farklı bir hayatım var. Kimse ben değil, bende kimse değilim”, dedi kendi içinden.  Kendi küçük dünyasını aynanın karşına geçerek büyük bir dünya yaratarak düşüncelerini büyütmüştü. Büyüyen düşünceler küçük evinde hayal dünyasına yansımıştı.

Onun rustik, küçük mutevazı, otantik bir evi vardı. Evi onun her şeyiydi. Yaşam sırrı, yaşam stili, yaşam tarzı ve mucizesisydi. Duvarları, kendi yarattığı tablolarla doluydu. Fırçalarla geçmiş yaşantıları geleceğe taşıyıp bunları görselleştiriyordu. İşinden sonra düşüncelerini yansıttığı hobisi buydu. Onun mesleği çiçeklikti çiçekleri çok seviyordu. Evinin küçük bahçesinde yurt dışından getirdiği ilginç çiçekleri vardı. Onlara değer veriyordu, çiçekleri onun için her şeydi; aşkı, sevgilisi, arkadaşı, dostu, babası, annesi, kardeşi…

En çok sevdiği çiçek papatyaydı. Beyaz ve sarı papatyaları çok severdi. Evin bahçesinde hemen hemen her yerinde papatyalar vardı. Bahçedeki çiçeklerine özenle bakıyordu onlara içindeki sevgiyi vermişti. Her gün sular ve bakımlarını yapardı. Onun mucizesi burada başlıyordu.

Mucizenin adı; Gökay Tunay

Rasyonalist ve idealist

İmgeci ve Entellektüel

O, içindeki sanatçı ruhunu bu mucizevi evde buldu. Çiçekleri ona ilham kaynağı olmuştu, çiçeklerinden tablolar yapıyor içindeki çocuğu tablolarında ki renklere yansıtıyordu. Çiçekleri ilkbahar gelince yavaş yavaş açmaya başlardı her biri o kadar güzeldi ki rengarenk gökkuşağını yansıtıyordu.

Çiçekler, yaz aylarından sonra kurumaya başladığında onları toplar onlardan doğal boyalar yaparak, kokularıyla birlikte tablolarına bazen eliyle çizimler yapar bazen de boyama materyalleriyle bilinçaltındaki kalan izleri çocuksu aşkıyla çizerek solmuş, kurumuş çiçeklerine hayat verirdi. Çizdiği tablolar sihirli gibiydi.

Tabloları duvara astığında ruhunda ki canlılığı, sıcaklığı onlarda görebiliyordu. Onun en sevdiğim yanı ellerini fırça gibi kullanması, ellerini boyaya batırıp çıkardığında kokunun insan vücudunda yarattığı hissi ve tabloya dokunduğu anda ki his, sizde yarattığı izlenim bambaşka. Onu tablo yaparken izlerken geçmişin izlerini, geleceğin izlerine karıştırdığını hemen fark edersiniz. Rasyonalizm ve imgeler onun el feneri.

El fenerini  yaktığında aydınlanan yolda ilerlerken onun çiçekleri hayatında bambaşka mucizeler yaratıyor. Mutevazı evindeki aynaya her baktığındaysa içindeki soğukluk biraz daha azalıyor. Ve kişiliği kendi benliğine dönüşüyor. Sıcaklığı, tablolarında soyut figürleri somutlaştırıyordu. Her yaptığı tabloya birbirinden ilginç isimler veriyordu. En sevdiği tablo “Atatürk” tablosuydu.

Özgüveni tam olan bireyler, kendi kişiliğine her yere yansıtır, başkalarını kopyalamaz veya onlara özenmez. Gökay da kişiliği aynaya baktığında şekillenmiş. Giydiği eski kıyafetler onun kendi kişiliğini bulmasını sağlamış. Belki de geçmişte yaşadığı olaylar onun kişiliğini ve bakış açısını değiştirdi ama gerçek şu ki Gökay kendi mucizesini kendi yarattı. Sizde gerçek mucizeyi kendiniz yaratabilirsiniz.

“Kendi kişiliğinizi bulmak için aynaya bakın o size kendi benliğinizi gösterecektir.”

Sağlıcakla Kalın…