Safranbolu / KARABÜK
1923 / İlkbahar
Doğanın yeniden hayat bulduğu bu mevsimde, yeniden gözlerinizi dünyaya açarken yolculuğa başlıyoruz…

Yep yeni bir dünyaya yelken açarken az ileride alıç ağacının tepesinde güzel bir yuva görünüyordu. Yuva uzaktan küçük görünüyordu ama yanına yaklaştıkça büyük olduğunu görebiliyordunuz. Aniden ıkı tane beyaz büyük bir kuş yuvadan fırlarcasına çıkarak kanat çırpmaya başladı. O kadar hızlı kanat çırpıyorlardı ki çok korkmuşlardı. Bunlar büyük beyaz Leyleklerdi. Rüzgarında etkisiyle hava da o kadar güzel süzülüyorlardı ki içinizde o heyecanı duyabilirdiniz. Bir an içimden Leylekler kadar özgür olmak geldi. Havanın tılsımlı ışıltısında kanatlarını özgürce savururken size sanki el sallıyorlardı.

Onları saatlerce izleyebilirdiniz. Bende tam bu anı kaçırmayarak yerdeki mavi papatyaların üzerine yatarak mis gibi havanın kokusunda Leyleklerin bana hissettirdiği o coşkuyu bütün vücudumda hissederek onların havada ki ritüel danslarını izleyerek düşler kurdum. Yanımda bu anı kaçırmayan bir de kardeşim vardı. Kuşları çok severdi, onların hava da danslarını içinden dilek tuttu. Bir gün bende bu kuşlar gibi özgürce hava da uçmak istiyorum, dedi. Sonra alıç ağacının altından geçerken gökyüzünün maviliği eşliğinde sarıya boyanmış ayçiçek tarlarının içinden geçerek evin yolunu tuttuk.

Yolda yürürken güzel papatyalardan toplayarak onları sepetimize koyarak yolumuza devam ettik. Evimiz büyük bir arazinin içinde etrafı ağaçlarla sarılmış, sanki bir ormanın içindeymiş gibi his veriyordu. Safranbolu’nun eski mahallerinden birinde olan evimiz, sanki tuvalle yapılmış, eski bir resme benziyordu.
Küçük, nostaljik evimizde en sevdiğimiz şey küçük tahtalardan kuş yuvaları yapmaktı. Dedem öğretmişti bize bunu. Onun yüreğindeki kuş sevgisi, doğa aşığı oluşu, kuşların cıvıl cıvıl sesleri, bizde de kuşlara olan sevgiyi canlandırmıştı.

Kardeşimin ismi, Alçin Umay Benim ismim, Ayçıl Umay
Leyleklerin dansı sona ermişti, güneşin sarı ışığında tekrar yuvalarına dönerek uyumaya başladılar. Eve doğru ilerlerken kardeşim Alçin’in tuttuğu dilek aklıma geldi. Gerçekten özgürlük çok güzeldi. Her şeyi dilediğiniz gibi yapabiliyordunuz. Sizi sorgulayan yoktu veya size emir veren. İstediğiniz düşünceyi söyleyebiliyordunuz. Her şeyi sorgulayabiliyor ve hayal kurabiliyordunuz. Alçin özgürdü, özgür olmak istiyordu, hava da kuşlar gibi uçmak onlar gibi dans etmek istiyordu.

Eve geldiğimizde sepette mavi papatyaları evin küçük bahçesindeki saksılara dikerek her yeri maviye boyadık. Her yer o kadar sevimli ve şirin olmuştu ki, bahçeye baktığınızda ruhunuzun mutluluğu gözlerinize yansıyordu. Ruhunuz, huzurlu ve mutluydu..
Bu mutluluğun sırrı, ailenin özgür yaşantısıydı. Aile ne kadar özgür olursa aynı zamanda sorumluluk içinde çocuklarıyla birlikte bu yaşantıyı sürdürürse o denli huzurlu bir yaşamın içinde hayat devam ediyor. Bizimkisi de böyle bir yaşam olarak devam ediyor.

Leylekler Açin için ilham olmuştu, onunun geleceğini şekillendiren kanatlar, kardeşimin mesleğini belirlemişti. Onun kendi mesleğini seçmesinde bir başka etkende anaokuluydu. Hiç unutmam kardeşim anaokuluna giderken öğretmeni kartondan farklı bir oyuncak yapmalarını istemiş. Bizde kardeşimle uçan bir leylek yapmıştık. Leyleği biraz da uçağa benzetmiştik. Tabi hayal gücünün sınırı yok, siz nesneleri nasıl, ne şekilde görüyorsanız nesnelerde size o şekilde görünür. Alçin o günden sonra uçan cisimlere karşı aşırı bir ilgi göstermeye başladı. Ortaokula kadar süren bu ilgi değişik düşüncelerle ve uygulamalarla devam etti. Bu süreçte eve aldığımız değişik materyallerle kendi uçan nesnelerini tasarlayan kardeşim. Kendi oksijenini depolayan uçan nesne yaptı.

Nesne hava da uçarken oksijeni yakarken aynı zamanda oksijen depolayarak uçmaya devam ediyor. Hiç yakıtı bitmeyen uçağın ilginç bir tasarımı var. Aynı zamanda hafif olan bu nesne her halde bir ilk olma özelliği taşıyor. Alçin’e küçük yaşlarda ilham kaynağı olan Leyleğin, özgürce hiç tükenmeyen enerjisinden yola çıkarak tasarladığı bu nesne geleceğin icatlardan olabilir. Hayal gücünün sınırı hiç bir zaman tükenmez yeter ki siz ilham alın tasarlayın ve uygulayın. Özgürce düşünün, sizin yerinize bir başkası düşünmesin. Her olasılıkta kendi kararınızı kendiniz verin. Alçin’in yaptığı gibi hayatınıza kendiniz yön verin. Taklitten uzak durun, kendi benliğinizi kendi dünyanızı kendiniz oluşturun.

Alçin, hayal gücünün içinde ki kanat çırpışları, gözle görünür bir şekilde uygulayarak metal bir nesneye hayat veriyor. Bazen kafanızda ki ikonlar ve imgeler sizin ne yapacağınızı belirler ama el beceriniz zayıfsa bu oluşan objeleri uygulamaya koyamayabilirsiniz. Onun için el becerileri ve hayal gücü birbirini etkileyen soyut ve somut etkileşim oldukları için birbirine muhtaçlar. Sizin yapacağınız şey her ikisini de geliştirip zihinsel düşünceyi açığa çıkartmak. Lise yıllarında farklı farklı düşüncelerini gerçekleştiren bu sarışın çocuk.

Üniversitede Mustafa Kemal Atatürk Üniversitesi, Zübeyde Hanım pilotajlık Fakültesini seçerek hayallerine kavuştu. Onun özgürce kanat çırpması artık mümkün. Mavi gökyüzünün sarışın çocuğu, güneşin ufuktan yaydığı ışıkla ufuklara yelken açıp süzülüyor. Onun sonsuzluğa yolculuğu şimdi başlıyor…
“Özgürce uçmak için özgürce düşünmek, özgürce yaşamak gerekiyor. Sorgulayarak, düşünerek…”

Sağlıcakla Kalın…
