DAĞIN ÖTEKİ UCU

2003, Sonbahar

Ulanbaatar / MOĞALİSTAN

Moğol Evleri

Yine yollardayız bu sefer ki yolcuğumuz Türklerin atalarının bulunduğu önemli yerlerden bir ülke, Moğalistandayız.  Mevsimlerden güz, bu mevsimde  buraya gelmek gibisi yok. O kadar güzel renklere sahip bir şehir ki, sizi sanki ilk atalarınızın izlerine götürüyor. Sırt çantamızdan suyumuzu çıkartarak ağaçların bol olduğu yaprakların sarı ve kırmızı renklerinin döküldüğü dağlık bir kesimde dinleniyoruz. Yine, güzel bir gün. Nefes almak için dağın yamacından gökyüzüne doğru baktığınızda başınız dönüyor, etrafınız sonsuz güzelliklerle dolu ve sizde bu güzelliğin nefesi oluyorsunuz. Eflatun çiçeklerin kokusu  mis gibi. Çiçeklere baktığınız da geçmişin gölgesini görüyorsunuz. Bu büyüleyici güzellik sanki geçmişle günümüz arasında bir köprü olmuş.  Siz arasında bir yerde sıkışmış kalmışsınız. İşte bizde böyle bir serüveni keşfetmek ve yabancı bir ülkedeki öğrenci potansiyelini görmeye geldik.

Önceden görüştüğümüz Moğol ailelerinden olan Ulanbaatarda yaşayan güzel bir ailenin yanına gidiyoruz. Bu dağ yolunun ucu, sıra dışı bir çocuğun öyküsüyle başlıyor.

İlk önce aileyi tanıyalım, Ulanbaatarın Banyilölerinden küçük bir kasabada yaşayan Moğol Türklerinin bulunduğu güzel bir yerleşimde yaşan bu ailenin  en küçükleri Ögeday  Chagha 6 yaşında ,  anne, Möngke Chagha, anne  baba, Timur Chagha.

Moğol Çocuklarından Bri

Baba, Chagha bu küçük kasabada doktor. Tüm kasaba babayı tanıyor ve çok sevilen biri. Anne, hemşire ve baba Chagha aynı hastanede çalışıyorlar.  Küçük Ögeday kasabanın ilk okuluna gidiyor. Okuldaki sınıflar yedi kişiden oluşuyor. Çok iyi eğitim veren bir okul. Anne ve baba iyi eğitim almış ve çocuklarını da kendileri gibi yetiştirmeye çalışıyorlar. Ailenin yapısında birazcık baskı var. Çocuklarına dediklerini yaptıran bir aile. Ama küçük Ögeday baskıdan hoşlanmayan biri. Çünkü

Kısacık bilgiden sonra, yolumuza devam ediyoruz. Yolumuzun ilerisinde güzel bir köprü görüyoruz. Üstünden geçerken, gerçekle hayalin kesiştiği an gibi rüyanın içinde buluyoruz kendimizi. köprünün aşağısında Ulanbaatar görünüyor. Küçük Ögeday’ın evini bulmak için yanımızdan geçen çekik gözlü, hafif kızıl, sarı saçlı, Moğalistan’ın o soğuk kış güneşinin yüzünü  yaktığı orta yaşlı bir adamdan yol tarifi alıyoruz. Bize az ilerde ki trene binmemizi ve otuz milden sonra Küçük Ögeday’ın evine varacağımızı söylüyor.

Moğol Erkeği ve Şahin

Nihayet, uzun bir yolculuktan sonra Ögeday’ın  evine ulaşıyoruz. Bizi o çekik gözlerinin içindeki gülümsemesiyle karşılıyor ve çok ilginçtir, kafasında çok güzel beyaz keçi derisinden yapılma bir başlık var. Baba, Timur’a sorduğumda bu başlığı kendisi yapmış. Anne de sıra dışı tavşan derisi başlığıyla bizi karşılıyor. Küçük Ögeday de babasına çok özenmiş oda babası gibi giyiniyor. Hafif tombul bir yüzü, burnu küçük, kızıl saçlarıyla, yüzünün karalığıyla  ve bakışlarının keskinliğiyle Cengiz Han’ı andırıyor.  

Küçük Ögeday engelli bir çocuk, üç yaşlarında bahçede oyun oynarken yüksek bir yerden atlamış ve ayağını kırmış, sonra ayağındaki sorun yüzünden sekerek yürüyor. Ama asla pes etmeyen bir çocuk tabi bunun yanında aile baskısının da etkisi var. Anne Möngke, oğlunun fiziksel sorunu yüzünden çok üzülen ve çok uğraşan biri. Onun için her şeyi yapmış. Hastanede, küçük Ögeday için özel bir oda ayarlamış ve orada fiziksel tedavi için ne gerekiyorsa yapmışlar. 6 yaşına kadar tedavi sürmüş ve Ögeday bu yaşından itibaren bisiklet sürmeyi de öğrenmiş, çok çalışarak, pes etmeyerek bireyler istedikleri sonuca ulaşabilir. Aynı Ögeday’ın yaptığı gibi.

Ögeday, 6 yaşından sonra fiizksel engelini görmemeye başlamış, aile o kadar alıştırmış ki Ögedayı herşeyi kendi bağımsız olarak yapabilmekte. Bunun sonucunda sınıfındaki dğer öğrencilerden ileri seviyede zekaya sahip, belki ayağı kırılmasa bu başqarıya ulaşamayacaktı. Hayat bazen sizi tesadüfen başarıya zorlar, siz istemesinde bu başarı gelir.

Ögeday, babasının boş zamanlarında en çok sevdiği at biniciliği öğreniyor. Moğalistan da atlarla dağda avcılık geleneklerden biridir. Eski Türklerin at üzerinde avcılıkları meşhurdur. Moğol Türkleri de bu gelenekleri sürdürmektedir. Ögeday da at binmeyi öğrenirken aynı zamanda at üzerinde çok atmayı ve av vurmayı öğreniyor. Bu geleneği genelde kışın havanın çok soğuk olduğu zamanlarda yapıyorlar. Ögeday ve ailesin birde şahin var. O kadar güzel bir kuş ki Ögeday nereye giderse peşinden ayrılmıyor. Dolayısıyla ögeday hayvan beslemeyi de bu sayede öğrenmiş oluyor aynı zamanda hayvan sevgisi ve onlara değer verdiğini içselleştiriyor. Bu onun geçmiş zamana ve şimdiki zamandaki farklılıkları da öğrenmesine yol açıyor. Hayal gücü ve zorlukla başa çıkma yolları bunun yanında problem çözme tekniklerini hızlı bir şekilde çözümleme becerisini en kısa yoldan öğrenmiş oluyor. ögeday bu yüzden çok başarılı. Bazen aile baskısı sizin başarmanız da en koşul olarak ortaya çıkabilir.

Moğol Oyunları

Moğalistandan ayrılırken aileye bizleri çok güzel ağırladıkalrı için çok teşekkür ediyoruz. Onları tanımak, geçmişi bütünüyle keşfetmekti.  Güzel bir aile tanıdık,  en güzel yanı pes etmeyen bir çocuğu tanımış olmam.

“Köprüden geçerken bastığınız yerlere dikkat edin, sizi bir yerlere ulaştıracak o bastığınız yerdir.”

Sağlıcakla Kalın…