Sokakağzı / ÇANAKKALE
1997 / Ekim
Güz ayığının duygusallığı içim yakıyor…
Saat 10.14

Günlerden pazartesiydi. Sabahın erken saatlerinde yanan parlak bir ışık aniden uykudan uyandırdı beni. Bir an kendimi uykuda, rüyada gibi hissettim, uykum açılana kadar yatağın içinde gözlerim kapalı bekledim. Düşüncelere dalarken pencerenin kenarından yansıyan güneşin buğulu ışığı gözlerimi yakmaya başlamıştı. Artık yataktan kalkma vaktiydi. Ayağa kalktığımda gözlerim hafif hafif kararmaya başlamıştı. Herhalde gördüğüm rüyanın etkisi hala üzerimdeydi. O sırada çekmecenin üzerindeki saate baktığımda 06.05 geçiyordu. Çok erken kalkmıştım, erken kalkmam bir bakıma iyi olmuştu. Küçük bir evim vardı, tek başıma yaşıyordum, bir de çiçek dikmek için ufak bir bahçe yapmıştım kendime. Uykumun açılması için bir an kendimi bahçeye attım.

Temiz havanın serinliği içimi ürpertti. Tenimdeki tüyler, soğuk havayı hissettiğinde hemen dikleşmeye başlamıştı, üşüdüğümü hissettim. İşte o an kendime geldim. Havanın temizliği ve sessizliğin uğultusu içinde yapacaklarımı düşünmeye başladım. Mutfağa geçerek sıcacık güzel bir sabah kahvesi yaptım. Havanın serinliğinde en güzel şey bu olsa gerek. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kahvenin tadıyla birlikte yapacağım işlerin planını yapmaya başladım, plana nereden başlayacağımı bilmiyordum ama kafam da şekillenmesi için durmadan önümdeki kağıtlara karalamalar yapıyordum.

Günlerdir içimde oluşan uhte yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Bazen kararsızlıklar içinde bazen de ne yaptığını bilmez tavırlarla düşünüyordum. Gerçekler bazen içimi acıtıyordu, biliyordum ama gerçekleri de görmez olmuştum. Her şeye, rüya gözüyle bakıyordum. İçimdeki çocuk, bazen ne yapmam gerektiğini söylüyor, bazen de ince bir sesle benimle konuşuyordu ama sesini anlamıyordum.

Belki kafam çok karışıktı belki çok korkuyordum, ses bana doğruyu söylüyordu ama ben o sesi duyamıyordum. Korkularım, içimi karartmıştı. Kahve kokusu sanırım bilinçaltımda ki kabusları ortaya çıkardı. Bazen, bir ses, koku, anlık hareketler sizi geçmiş yaşantılarınıza götürebilir bende de öyle oldu. Düşüncelerimi bir kenera koyup plan yapmaya devam etmeliyim. Az kalsın kahvaltı yapmayı unutuyordum. Kahvaltı yaparken kafamda oluşturduğum planı düzenlemeye devam edeceğim.
Saat 11. 35
Günçe Tarhun
Yaş 35
Senarist, tiyatrocu

Size biraz da kendimden bahsedeyim, ben Çanakkale’nin Sokakağzı kasabasında dünyaya geldim. Ailemden bağımız yaşıyorum. Ailemle uzun zaman Çanakkale de yaşadık daha sonra ben doğdum yere Sokakağzın’a yerleşmeye karar verdim. Kasabayı çok sevdiğim için buradan başka hiçbir yere gitmedim. Çünkü çocuk anılarım ve geçmişim burada yaşıyor. Şehir hayatı öyle sıkıcı ki kasabanın güzelliği, sessizliği ve sakinliği beni hayata bağlayan nedenlerden biri. Deniz kokusu, yosun kokusu, canlı renkler hayata sizi mutlu eden özel şeyler. Aynı zamanda engelli çocuklara tiyatro dersleri veriyorum.

Küçük yaşlarda ilkokul öğretmenimin tiyatro teşviki sayesinde tiyatroya başladım, lise yıllarında bir çok oyunda rol aldım. Hatta küçük senaryolar yazarak bazı okullarda kendi yazdığım oyunları oynama şansı yakaladım. Tiyatro benim için zamanla oyun olmaktan çıktı, sanki yaşam tarzım, kendi yaşantımın bir gerçeği, kendi gerçekliğim. Sahneye çıktığım zaman her şeyi unutuyorum o an zamanın içinde kayboluyorum sanki, hayatın sahteliğini gerçekmiş gibi farklı rollere bürünüp göstermeye çalıyorum.

rin içine girdikçe farklı karakterlerin kişilikleri içinde kayboluyorum, onlar o an hangi duyguları yaşıyorsa bende onların aynası oluyorum. Sanki onların kişilikleri, ruhları içimde beliriyor. Bazen gözleri, bazen kulakları bazense dokunuşlarını hissettikçe hayal dünyalarını anlayabiliyorum. Hissederken, farklı karakterlerin, kötülükleri, iyilikleri, davranışları, yaşanmışlıkları, hatta içsel konuşmalarına kadar her şeyi içimde yaşatıyorum. Evet bu senaryoları ben yazıyorum, yazdığım senaryolar içimdeki çocuksu duyguların yazıya dökülmüş hali.

Saat 13.11
Planlar kafamda oluşmaya başlarken, bir kahve kokusu içimdeki çocuksu senaryoyu ortaya çıkardı. Bazen düşünüyorum da bu çocuksu duygu olmasa ben nasıl senaryo yazabilirdim, bilmiyorum. İlk başta yapılacak şey karakter analizi, bunun yanında konuştuğum kişiler ve davranışları. Kıyafetlerde önemli tabi ki de. Karekter de ben, sen; sende ben kavramını ilk başta yerleştirmek onların ruhlarına derinlemesine inmek için çok önemli.

Unutmadan yazayım, tiyatro da engelli öğrencilerime bu senaryoları rollere dökmeleri için çok emek harcadım. Her şey onlar için, onların mutlu, huzurlu olması için. Roller, tiyatro da çok önemli, iyi yazılmış bir senaryo rolleri tecrübe etmede size önemli avantaj sağlar. Benim planlarımın içinde bu tür davranışlar var. Hatta, Davranış analizi diye bir şey var, planların ilk aşamasında önemli bir alt yapı.

Karakterin sizin içinizde ortaya çıkması açısından onu analiz ettiğinizde ortaya çıkan yetenek sizin göstereceğiniz çapa ve anı yaşama duyguları anlatmanız için kafidir. Rolleri yazarken de engelli öğrencilerimin karakterleri, sergiledikleri tecrübeler, arkadaşları arasındaki konuşmalar ve duyguları onları hangi rollere bürüneceği hakkında bana ipuçları veriyor. Plan oluşturma aşamasında yazdığınız plana heyecan katması için kıyafetleri duygulara göre seçmelisiniz. Özellikle roler içinde engelli öğrencilerim “Özel çocuklar” olduğu için onların kendi geçmiş ve gelecek yaşantılarına uygun kıyafet seçmeleri rollerine kattıkları değeri ortaya çıkarırken o rolü içlerinde yaşayarakta öğreniyorlar.

Saat 14.10
Yine elimde her zaman ki bir kahve, eski püskü mavi bir koltuğa oturdum. Koltuğun hemen yanında koyu mavi komodinin üstünde abajur, abajurun hemen üstünde dedemden kalma bir resim var. Dedem bu resmi çok severdi ona baktığında geçmişini özlemle anardı. Neden bilmiyorum ama bu resmi bende seviyorum.

Bana hep sevgiyi, aşkı, mutluluğu hatırlatıyor. Resimde iki çocuk var, ikise de el örgüsü kıyafetler giymiş, kafalarında açık mavi kasket şapkalardan var. El örgüsü beyaz süverteleri onları resimde çok güzel gösteriyor. Sarı buğday tarlasının içinde el ele tutuşmuş iki sarışın çocuk gün batımına doğru koşuyor. Hemen sol tarafımda ahşaptan yapılma bir radyo var. Bu radyoyu bazen duygusallığa bürününce açar dinlerim.

Radyodan çıkan berrak ses öyle mayoş ki dinlerken içim kıpır kıpır olur, maziye dalar giderim. İşte o an keşke zaman ilerlemese de hep aynı kalsa diyorum. Loş ışığın yansıttığı açık mavi ışık altında dedemden kalma bir de daktilom var. Dedem bu daktiloda neler yazmamış ki, unutmadan söyliyeyim dedem şairmiş, aynı zamanda küçük bir gazetede yazarmış. Şairliğe, bir kızı çok severek başlamış, onun için neler yapmamış ki. En sonunda tabi evlenmişler. Dedem küçükken bana bu ince, narin daktiloyu öğretmişti ama bilgisaray çıktıktan sonra daktiloda yazmayı bıraktım. Yine de başucumda duruyor. Sanırım senarist olmamda dedemin bana bıraktığı daktilodan kaynaklanıyor. Küçük yaşlarda ona çok özenmiştim. Öyle de oldu şimdi senarist ve tiyatrocuyum.

Saat 24.35
Koltuğun hemen yanında komodinin üzerindeki abajurun loş ışığında kitaplığımdan aldığım mavi tükenmez kalemle not almaya başladım. Bir an garip bir ses duydum, sanki su sesiydi. Pencereden baktığımda hava kararmıştı, yağmur yağıyordu. Hemen bahçeye çıktım, yağmurun çileyen sesi ve rutubet kokusu altında kollarımı açarak damlaların tenime düştüğü anı içimde hissederek duygularıma yeni hayaller ekledim.

Mavi tükenmez kalemimle notlarıma devam ederken, ani bir kararla küçücük evimden çıkmaya karar verdim. Evim çatı katında olduğu için bazen merdivenden inerken zorlanıyorum. Herhalde yaşlanıyorum. Merdivenden inerken kapı komşularımla selamlaşırken onların bana gösterdiği saygı ve teveccühleri her şeye değer. Kapıdan çıkarken, evin sol tarafında kalan parka yakın bir yerde küçük, mutevazı bir sahapçı var, küçük dükkanını yıllarca işletir, okuma kitaplarım bittiğinde hep buraya gelirim, eski ve yeni kitapları inceler biraz parkta oturur tekrar eve dönerim.

Herhalde biraz içine kapanık biriyim, öğrencilerime ve kapı komşularımla ve birde papağanımla sohbet ederim. Size papağanımdan hiç söz etmedim. Evimde birde açık mavi, beyaz ve sarı renklere bürünmüş papağanım var. Arada dertleşiriz. Senaryo yazarken ona da danışırım. Tek başıma yaşadığım için o benim duygularımın tercümanı. Hayvanları çok severim, onlar arkadaş ve dost canlısı karakterli yaratıklar.

Saat 00.00
Mavi mürekkep bitti.
Günçe Turhanı tanımak güzeldi.
“Mavi’nin karanlığa karıştığı, sarı’nın beyaza büründüğü içinizdeki çocuğun yaşamasına fırsat verin.”
Sağlıcakla Kalın…
