SİYAH GÖLGELER

Saat  : 06.00

Sarıkamış / KARS

Huzurevi

İçimi titreten soğuk havanın huzursuzluğu yüreğimi buz yaptı.

Siyahlar içinde bir gündü. İçim mi karanlık yoksa kafam mı bulanıktı anlayamıyordum. Herhalde kafam çok karışıktı. Kendimi işe yaramaz, heykelden farksız hissediyordum.

Belki de sevindirici bir haber gelecekti, belki de karanlık dünyama yeni gölgeler eklenecekti,

Ben, hiç bir şeyin farkında değildim.

Beklediğim şey müjde de olabilirdi, bilmiyorum, düşünemiyorum. Hayatım karanlıklar içinde kalan bir maskeden ibaret olduğu için çıkış yolunu bulamıyordum.

Her gün yeni bir siyah doğup içimde ürpertili bir dünya yaratıyordu.

Ben bu değildim, karanlıklar içinde kalmak istemiyordum. Gölgeler, baktığım güzel duyguları kör etmişti. Gölgeler mavi gözlerimi kapatmış hiç bir şey göremiyordum.

Gölgeler, hayallerimi alıp götürmüştü.

Bir an dalmışım, garip hayallere dalarken bulmuşum kendimi. Rüzgarın ürpertici sesi, anlık düşüncelerden kurtardı beni. Tenimde oluşturduğu soğuk duygu duygularıma tercüman oldu. O an elimde tuttuğum mavi renkli mektup yere düşmüş. Sanırım mektubu okuduktan sonra hayallere dalmışım, sizde bilirsiniz ki hayaller olmadan yaşanmaz. Bende arada sırada hayallere dalıp gidiyorum işte…

01.01.2000

Saat  : 00.00

Evet, karanlık günlerden biriydi, birden kapı çaldı, oturduğum sandalyeden ayağa kalkıp hemen kapıya koştum. Kapıyı açtım karşımda postacı, ismimi sordu, çantayı açtı bana açık mavi renkte bir mektup verdi. Heyecanlanmıştım çünkü kimseden mektup beklemiyordum. Hemen içeri geçip sandalyeme oturdum, makası alarak mektubu açtım. Mektup nedense çok ilginç kokuyordu, sanki kokulu bir maddeyle yazılmıştı. Kokunun içinizde yarattığı egzonterik duygu, mektubu hemen okumaya başla der gibiydi.

Artun Taykut’a MEKTUP ;

Bu mektubu senin için yazıyorum,

Korkuyorum, çok korkuyorum,

Sevinsem mi üzülsem mi bilmiyorum.

Senin hayatını değiştirecek, hayallerini gerçeğe dönüştürecek, geleceğini değiştirecek güzel bir haber aldım. Belki çok mutlu olacaksın belki de üzüleceksin ama şunu iyi bilmeni istiyorum hayat bilinmezliklerle dolu zaman çok hızlı akıp gidiyor. Geçmişte yaşadığın bazı sorunların oldu, seni üzen, senin içini parçalayan sorunlar. Bunların üstesinden gelmek için çok çabaladın, çok uğraştın, karşına çıkan bu sorunları korkmadan, mücadele ederek geride bıraktın. Sorunlar, problemler her yaşta ortaya çıkıyor. Şunu sakın unutma önemli olan zorlukla nasıl mücadele edeceğindir.

Hatırlıyorum, 6-7 yaşlarındaydın baban seni denize götürürdü, denize girmeyi çok severdin. Yanlış hatırlamıyorsam günlerden perşembeydi, akşam gün batımın da baban seni denize getirmişti. Yüzmeyi yeni yeni öğreniyordun, bende kumsalda sizi izliyordum, baban birden seni denize bıraktı, denizin açık maviliği içinde gözlerini kapatarak denizin dibine doğru sürüklenmeye başladın, denizin karanlığı sanki seni içine çekiyordu…

Baban bir an arkasını döndü seni göremeyince çok korkmuştu hemen denize dalarak hızlı bir şekilde dibe doğru ilerliyordu. Seni tam deniizn dibine ulaşmadan yakaladı, kollarına alarak koyu mavi sudan dışarıya çıkarmaya çalıştı. Çok nefessiz kalmıştı baban. Sen, nefes almayı bırakmıştın, gözlerin deki mavi ışık kapanmıştı. Babası suyun yüzüne çıkarttığında güneşten yansıyan ışıltılar masmavi denizin içinden çıkarak su damlalarına hayat veriyordu. Damlalar, yüzünden akarken, o an mavinin parlaklığı karanlığın gölgesinde kalmıştı. Her şeyi unuttum. Bilinmezliğe doğru yola çıktığımı hissettim.

Sana bu mektubu yazarken öyle duygulanıyorum ki anlatamam, içim sızlıyor, çok üzülüyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Seni suyun yüzeyinde gördüğüm o an hayatımı değiştirdiğini anladım. O parlak mat gözlerin yoktu artık, kapanmış, hissiz, buğulamıştı. İçimden haykırmak geldi ama başaramadım, kuma ellerimi defalarca vurduğumu hatırlıyorum. Kendimi kaybetmiştim, sonra bayılmışım.

Aradan uzun bir süre geçmiş, gözlerimi hastanede açmıştım. O şok anını hatırlayamadım. Ta ki  seni görene kadar, gözlerimi açtığımda hiç bir şey hatırlamıyordum. Her şeyi unutmuş, her şeyden habersizdim. Gölgeler, beni de alıp götürmüştü. Renkli olan hayatım, siyahlaşmıştı. Eskisi gibi değildim. Aradan yıllar geçmesine rağmen hala şok üzerimde bir türlü o anı aklımdan çıkartamıyorum. Unutamıyorum, gözlerimin önüne o an geldiğinde her şeyi tekrar yaşıyorum. Ben bunları yaşamak zorunda mıyım. Tüm sıkıntılar beni buluyor, korkuyorum, herhalde hiç bir zaman renkli hayatıma dönemeyeceğim. İnan, seni düşünmekten kurtulamıyorum, seni çok özlüyorum, beni yaşama bağlayan tek kişi sendin, bebek olduğun anlar, çocuksu bakışların gözümün önünden hiç gitmiyor sanki yanı başımdasın, hala seninleyim.

Duvarları, açık maviye boyanmış odamın içinde beyaz önlüğümle birlikte camdan dışarı bakıyorum, günler, aylar, yıllarım böyle geçip gidiyor. Bana, teşhis koymuşlar oğlum, bazen ne teşhisi koyduklarını da unutuyorum. Ben, alzheimer’ım Tüm geçmişimi unutuyorum, seni unutmamak için çok çaba sarf ettim ama yaşım ilerliyor artık seni hatırlayamıyorum oğlum. Bu mektubu seni unutmamak için yazıyorum.

Her yazdığım mektubu postaya veriyorum, adrese kaldığım huzur evinin adresini veriyorum. Mektup dönüp dolaşıp tekrar bana geliyor oğlum. Sanki mektubu sen yazıp gönderiyorsun bana hep öyle hissediyorum. Canım oğlum, masmavi gözlerini hiç unutmayacağım. Seni, benden deniz aldı, geri vermedi. Onun için denizi sevmiyorum artık. Mavi bakışların, siyahlaştı, mavi gözlerinin gölgesini hiç unutmayacağım oğlum. Belki bir gün gelirsin diye seni bekliyorum. Senin gelmeyeceğini bile bile bekleyeceğim.

Hoşcakal oğlum,

Baban

Saat : 02.00

1 Ay sonrası

İçimdeki sıkıntıyı atmıştım sanırım. Duygularımı, yazıya dökerek atıyorum. Dört duvar arasında yazılar, en iyi arkadaşım. Kalemi elime aldığımda, rüzgarın uğultusunu kulaklarımda dinleyerek yazıyorum. Kararmış dünyama tek çare harflerin cümle oluşturması sanırım. Hastanede yaşam mücadelesi veriyorum.

Arada sırada bahçeye çıkıyorum, çınar ağacının altında ki banka oturup oğlumla çekindiğimiz albüm fotoğraflarına bakıyorum. Onları inceliyorum ama artık hafızamın zayıfladığını hissediyorum, onların nerede çekildiğini hatırlayamıyorum. Sanırım yavaş yavaş yolun sonuna geliyoruz öyle hissediyorum. Hayat, savaşmaktan bir şey değilmiş, tüm yaşamım boyunca çok savaştım ben, çok direndim düşünmemek için. Tükendiğimi hissediyorum, elinizden kayıp giden bir ömür, iki mavi göz. Ona kavuşmak için her gün gözlerimi kapatıp hayal kuruyorum.

Yolun sonu görünüyor oğlum…

Saat : 05.00

Rutin bir hayattan kurtulmak için, hayat kalitenizi değiştirmek en doğrusu. Yaşam zorlukları her yerde karşımızda çıkacak ama bu zorluklar sizi yıldırmamalı, vazgeçmek size yakışmaz. Ne olursa olsun en zor anlarınızda bile mücadeleyi bırakmayın. Bu hayatta zorluklar sizin beyninizde asıl zorluk beyninizi kullanamadığınız andır. Beyninizi zorlamaya başladığınız an her şey kolaylaşacaktır.

Mavi’nin siyaha çaldığı hayat, sizin yaşam mücadeleniz olabilir.”

Sağlıcakla Kalın…