Daçta / MUĞLA
2020 / Temmuz
Belirsiz bir hayatın, kimsesiz çocukları…

-Burası renkli hayatlar dünyası,
-Orası neresi ?
-Bilinmeyen gerçeklik,
-Belki bir hiçlik,
-Belki kararmış bir hayat.
-Evet olabilir.
-Ya sen ne düşünüyorsun ? nasıl bir hayat burası?
gidip geliyorum,
Herşey garip, çıkmazın içinde bir yaşam beni bekliyor, keşke çocuk olabilsem.

-Sen, zaten çocuksun bunu bilmiyormuydun?
-Hayır, bilmiyordum.
-Çocuksun bunu kabul etmelisin.
Evet, o çocuktu bunu bilmiyordu. Çok yalnızdı ve çok korkuyordu, düşünceleri birbirine karışmıştı, bazen büyük biri oluyor bazen çocuksu hareketler içinde buluyordu kendini, korkuları onun düzgün düşünmesini engelliyordu. Bazı geceler uyanır, gözlerini açar duvara bakıp hayal gücüyle resim çizermiş. Bilmediği ailesinin resimlerini yaparken onlara özlem duyarak onların ellerini tutarak resim çiziyormuş. Bazen duygularımız ağır bastığında rüyalarımızda bu duyguları anımsarız. Anımsadığımız bu duyguları bazen çizerek gösteririz bazen de heykelini yaparız, bazen de bu duygular müzikle veya dansla ortaya çıkabilir.

Çizimleri bittiğinde tekrar uykuya dalıp, sabah uyandığında ailesiyle birlikte olmayı çok istermiş. Uyandığında gerçekler onun kalbini çok acıtmış ama yine de güçlü hissediyordu kendini. Onun birde büyük bir odası vardı, odası çok büyüktü onunla birlikte on kadar çocukta aynı oda da kalıyordu. Yatağının tam dibinde küçük bir masa vardı. Üzerinde biblosu, defteri, saati ve küçük bir not defteri olan bu masa da bir çok şey karalayıp çiziyordu.

Umutsuz, heyecansız ve sevgisiz bir dünyanın esiri olmuştu. Her sabah saat 7’de bakıcıları uyandırır, kahvaltılarını yaptıktan sonra öğretmenleri tarafından kısa bir süre farklı konularda ders çalışıyorlardı. Dersten sonra en sevdikleri şey spordu bunun dışında sazda öğrenen bu yetim çocuklar ailelerinden yoksun, birbirlerine kenetlenmiş bir şekilde yaşıyorlardı. Akşamları, bakıcılarla birlikte günlük aktiviteleri hakkında sohbet ettikten sonra özel çocuklar uykuya dalarmış.

Bu çocuklar geçmiş yaşantılarında çok çekmişti. Aileleri onları bebekken terk etmiş onları başıboş ve yalnız bırakmıştı. Onlar malesef kaderlerine boyun eğmek zorundaydılar. Tek çareleri okumak, okumak, okumaktı. Acımasız dünyada bir şeyler yapabilme mücadelesi içindeler. Sevgiden noksan yaşamları onları yine de yıldırmamış. Birlik içinde el ele başarmayı, üretmeyi öğrenmişler.

En önemlisi içlerinden biri hastalansa birlik içinde hasta arkadaşlarına yardım ediyorlar. Çünkü aile kavramını orada öğrendiler, ailenin ne demek olduğunu, onların sıcaklığını, duygularını, kenetlenmeyi, paylaşımı… İçlerinden biri çok yetenekliydi, öğretmenin gözünde onun ayrı bir yeri vardı. O bir saz ustasıydı. Öğretmeninden aldığı güzel bilgileri iyi değerlendirmişti. Öyle bir saz çalışıyordu ki tellere vurduğunda çıkan titreşimli ses insana huzur veriyordu. Bir gün çok değerli bir müzisyen olacağı kesindi. Saz çalarken söylediği şarkı duymaya değerdi. İnce bir ses tonunun içinde kadife sesiyle ruhunuzda yarattığı güzel, narin duygular sizi alıp bir yerlere götürüyor.
Biliyorum onun adını merak ettiniz, size hemen yazayım;
Bade Ahuse
10 yaşında
Müzisyen

Badeyi 1 yaşında sokakta çöpün yanında bulmuşlar. Mavi battaniyenin içinde sarılı açlıktan ağlıyormuş. Onu bulan engelli bir çocukmuş, tekerlekli sandalyesinde sokakta dolaşırken duyduğu sesin yanına giderek ağlayan bu bebeği mavi battaniyeye sarılı içinde bulmuş. Çocuğu kucağına alarak evine götürmüş. Sonra bakım evine arıyarak bu güzel, sevimli çocuğu bakım evine vermişler.

O gün bugündür, bakım evinde anne dediği bakıcılarla büyümüş. Bakıcılar, ona anne sevgisini vermeye çalışmışlar. Azda olsa sevgiyle büyümüş ama içinde hala burukluk var, ailesini çok merak ediyor Bade. Belki bir gün Bade ailesine kavuşacak ama ailesi ona sahip çıkmadığı için Bade ailesini reddedecek mi yoksa onları bulduğunda sarılıp affedecek mi bilmiyoruz. Bade, kaderinin ona oyun oynadığı, geçmişin gölgesinden umarım kurtulur.

Bakım evleri, çaresizliğin, esaretin, yalnızlığın, umutsuzluğun, kadersizliğin, sevgisizliğin senfonisi sanki. Hayallerinizi yarı yolda bırakan, hayallerinizin ışığını söndüren bu evlerde ruhunuzu yeniden canlandıran o tatlı müziği bir gün yeniden hissedebilirsiniz.
Bakım evlerindeki çocuklar çok zor şartlar altında büyümekte onlar yanlız, kimsesiz… Siz, gece kötü bir rüya gördüğünüzde hemen o korkuyla uyanırsınız. Anne ve babanız yanınızdaysa onlara sarılır ağlarsınız. Birlikte üzülür, birlikte sevinirsiniz. Ailenizle birlikte, pikniğe, parka, alışverişe gidersiniz. Peki bakım evlerindeki çocuklar kendi başlarına bu saydıklarını yapabiliyorlar mı, malesef onlar bu dediklerimizi yapamıyorlar. Bakım merkezleri onlar için hapisaneden farksız. Onların, sevgiye çok ihtiyacı var, sizler onları yalnız bırakmayın, arada sırada yanlarına gidip küçükte olsa güzel hediyelerle mutlu edebilirsiniz onları.

Bade, bakım evindeki özel arkadaşlarıyla müzik yapmaya devam ediyor. Bir çok şarkıyı çalabiliyor artık. Çok çalışkan, çok yaratıcı ve çok yardım sever kişiliğe sahip. Aynı zamanda hayal gücünü kullanarak bir çok şarkı bestelemiş. Bakım evine gelen ziyaretçiler Badeyi ziyaret ettiklerinde çok mutlu oluyorlar. Onun sesinden dinledikleri müzik, ruhlarında ki sönmüş enerjiyi alıp götürüyor, yerine güzel ve içten duygular bırakıyor. Sıkıntılarını bir nebzede olsa unutuyor bu ziyaretçiler.

“ Tiyatro başladığında seyirci susar, önemli olan susmadan tiyatroyu izleyebilmek.”
Sağlıcakla Kalın…
