KAHVERENGİ KOZALAK

Kıyıköy/ KIRKLARELİ

1989 / Sonbahar

Yazın kendini sonbahara çevirdiği duygusal günlerin romantikleştiği anlar…

Evimiz küçük bir kasabanın girişindeydi. Büyük mavi bir kapısı, etrafı duvarlarla çevrili, büyük bir bahçesi olan mutevazı bir evdi. Bahçemiz oldukça geniş ve güzel bir bahçeydi. Hafta da bir gün bisikletimi alır, kasabanın tozlu yollarından giderek güzel bir kitapçıya uğrar yeni çıkan kitaplardan alırdım. Bir gün yine eski, püskü bisikletimi alarak kasabanın tozlu yollarından ilerlerken güneşin yakıcılığı sıcağı beni çok terletmişti. İleride koskocaman olan çam ağacının altında biraz dinlenmek için yolcuğuma ara verdim. Herhalde aşırı sıcaktan olsa gerek başıma biraz güneş geçmiş olacak ki , hemen az ileride olan çeşmede yüzümü yıkayarak serinlemeye çalıştım.

Sonra o güzel kahverengi kozalaklarının olduğu çam ağacının altında dinlenmeye karar verdim. Hava’nın yakıcı sıcağı biraz da olsa kendini serin havaya bırakmıştı. Çam ağacının gölgesi beni az da olsa kendime getirmişti. Bir an tenime dokunan bu serinlikte gözlerimi kapatarak hayallere dalmışım. O an hiç bir şeyin farkında olmadan okuduğum kitapların heyecanıyla geleceğimle ilgili hayallere dalmışım.

Hava iyice serinlemeye devam ederken çam ağaçlarından yerlere kozalaklar sanki sırayla dökülüyordu, yere düşerken ki çıkarttıkları garip sesler, içinizde oluşan mayoş duyguyu açığa çıkartıyordu.  Sessizleşmiş hayatınızın size sunduğu çığlığın adıydı belki düşen kozalakların garip sesi. Benim dünyamdı bu, çok sessizdi. Bazen birileri fısıldar ama o fısıltının nereden geldiğini anlamazdım. Dönüp baktığım da ses hemen kesilirdi.  O ses, ağaçların size fısıldamasıydı, size unuttuğunuz gerçekleri hatırlatıyordu.

Çam ağacının içimde oluşturduğu düşsel duygu bana gerçeği göstermişti. Gözlerimi açtığımda çeşmeye giderek dağdan gelen soğuk ve aromalı sudan kana kana içerek vücudumdaki sıcaklığı biraz da olsa hafifletmeye çalıştım. Yola koyulma zamanı gelmişti, çar çabuk yola koyulmaya gerekiyordu çünkü hava serinlemeye başlamış, gün batımına az kalmıştı. Hava karacaktı. Dönüş yolunu bulamayabilirdim onun için hızlı bir şekilde kitapçıya gidecektim. Mavi, boyası dökülmüş, eski bisikletime atlayarak yola koyuldum.

 Yolda giderken etrafımdaki çam ağaçlarına bakıyordum, o kadar güzel ki hepsi rüzgarın çıkarttığı sesle etrafımda dans ediyorlardı sanki. Hızlı hızlı tozlu yollarda ilerlerken arkamda bıraktığım yeşil ağaçlara baktıkça geçmişte bıraktığım güzel anılarım aklıma geldi. Kitapçıya yaklaştıkça bu güzel anıları geride bırakarak yeni çıkan kitaplara bakacaktım. Bisikletimi yolun karşısındaki durağa bırakarak kitapçıya girdim. Yine her zamanın ki güler yüzlü satıcı beni kapıda karşılamıştı.

Rafları gezerken karşıma çok enteresan kapağı olan bir kitap çıktı. Kapağı hafif açık mavi ve yeşil karışımıydı. Kitabı dikkatle incelediğimde kenarları eski ve pürüzlüydü. Kitabı uzun süre rafta kaldığı belliydi. Kitabın arka tarafını çevirdiğimde bir şey dikkatimi çekti, kitap 1989’de yayınlanmıştı. Ön kapağında, “Beni tanımaya çalış, yazıyordu.” Bu sözü okuduğumda  o an çok etkisinde kalmıştım. Kitabın yazarı ne demek istemişti. Durun bir dakika size kitabın ismini söylemedim.

Kitap: Hayat 1 dk…

Yazarı: Benim

Benim adım ; Altemur Sirac

Kitabın isminide çok ilginç gelmişti. Kapağı kaldırıp ilk sayfasını çevirdiğimde baş sayfada tek bir cümle yazıyordu,  “Hayata başlarken gözlerinizi kapatın ve yolculuğa çıkın, yazıyordu.” Bu yazıyı okuyunca bu romanı ben yazmışım. Romanı yazdığımı hatırlamıyorum ama herhalde yakın zamanda bir hastalık geçirmiş olabilirim. Ben, kitap okumayı, araştırmayı ve yazmayı çok seviyorum. Nasıl olabilir de bu kitabı yazdığımı hatırlamıyorum. Bazen, çok yazmaktan ötürü ne yaptığımı hatırlamıyorum belki de çok takıntılıyım belkide unutkanlık var. Ama şu bir gerçek ki geçmiştebir çok şey yapmışım.

Çam ağacının altında gözlerimi kapattığımda kozalağın çıkarttığı fısıltı sesi, benim aniden irkilmeme sebep oldu. Geçmişimi az da olsa hatırlamaya başladım. Bir kitap’ın sözleri  veya sizi etkileyecek bir şey bazı anlarda ortaya çıkabilir. Bazen tesadüfen bazen şans eseri. Sizi etkisi altına alan sizi etkileyen bu tür rastgele şeyler bilinçaltınızda geçmiş yaşantılarınızda meydana gelen olayları ortaya çıkarabilir.

Sirac, 32 yaşında genç bir Animasyon ve Oyun Tasarımcısı aynı zamanda yazar. Bir çok animasyon ve oyun tasarlamış. Sirac, hayal gücü muhteşem bir çocukmuş. Hayal gücünün çok iyi olmasını okuduğu kitaplara bağlıyor. 7 yaşında başladığı hikaye kitaplarına şuanda okuduğu romanlarla devam ediyor aynı zamanda kendi yazdığı bir çok kısa hikayesi ve romanı var. Aynı zamanda çok duygusal ve etkileyici bir kişiliğe sahip.

Onun duygusal olması biraz da çevrenin ve ailenin etkisiyle olmuş. Aile, Sirac’ı küçük yaşlarda içine kapanık yetiştirmiş. Ailenin baskısıyla, onların isteklerine çok karşı gelmiş. Sirac’ı ailesi hiç bir zaman anlamamış. Onların isteklerine malesef boyun eğmek zorunda kalmış. Bunun sonucunda arkadaşı olarak kitapları görmeye başlamış.

Okula gittiği dönemlerde Öğretmenin ona tavsiyede bulunduğu hikaye kitaplarını okumaya başlamış. Yaşı biraz daha büyüdüğünde kasabaya yakın kitapçıya giderek oradan aldığı kitapları okumaya başlamış. Odasından aile baskısıyla çıkmayan Sirac, kendini uzun süre kitaplara vermiş. Bunun yanında izlediği çizgi filmler ve animasyonlar onun ileride seçeceği bölümü seçmesine yardımcı olmuş. Kitap okurken yazdığı küçük hikayeleri de üniversiteyi bitirene kadar biriktirmiş.

Kısa hikayelerini yazarken renkli kağıtlardan yararlanmış özellikle mavi rengi çok sevdiğinden tüm yazıları mavi kağıtta. Yazılarını elektronik materyal kullanmadan yazmış. Kullandığı mavi mürekkep ve dolma kalemi onun  hayatını değiştiren iki unsur. Zamanla çizgi film karakterleri de çizen sirac, onlara farklı hayatlar vermiş. Farklı hikayeler oluşturmuş. Bazı yazdığı hikayelerinde çizgi kahramaları kendi hayal gücüyle oluşturduğu hikayelerde kullanmış.

Bu bana çok garip gelmişti ama sonra düşününce hayal gücünün sınırının olmadığını anladım. Sirac, gerçekten muhteşem biraz zekaya sahip, hızlı düşünme şekli, karar verme becerisi ve yorumlama yeteneği onun seçtiği bölümde başarıyı yakalamasına yardımcı olmuş ve yazıları da karakter planlaması için ona ön ayak oluşturmuş.

Zamanla sirac da oluşan küçük yaşlarda yaşadığı aile tramvaları ondan oluşan unutkanlık ve zeka seviyesinde düşüş hayal gücünü ve yazıları azaltmış. Yazmaya devam ediyor ama okuduğu hikayeleri ve yazdığı romanları unutmaya başlamış.

Bu tabi ki de çok üzücü bir olay. En sevdiği şeylerden birisi bisikletiyle kasaba yolundan ki çam ağaçlarının altındaki  tozlu yoldan giderek kendine kitap alması. Unutamadığı tek bir şey var oda çamlar altındaki güneşin çarptığı gün. Rüzgarın garip uğultusuyla gözlerini kapattığı o an ve yere düşen sessiz çığlığa vesile olan kahverengi kozalaklar.

Şok yaşadığınız durum sizi etkisi altına olan olay unutulmaz çünkü bilinçaltı bunları kaydetmiştir. O olaya benzer durumlarla karşılaştığınızda sizi etkileyen farklı olaylarda aklına gelebilir.

“Hayat 1 dk” gerçekten de zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Hayat tuhaflıklarla dolu, mutlu, hüzünlü ve bir çok çarpık olay. Herkes her şeyi yaşayıp gidiyor. 1 dk’nın değeri bütün hayatınız. Belki Sirac geçmişini unutmak istedi belki gerçekten unuttu onun yaşadığı bazı duygular gizli onları biz bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şey hayal gücünün muhteşem olduğu.

“Hayat 1 dk; küçük değişikler hayatınızda büyük değişikleri uzun ömürlü yapar.”

Sağlıcakla Kalın…