Sapanca / SAKARYA
1981 / Yaz
Güneşin kızıllığının sarı renge döndüğü sabahın ilk saatlari…

Işığın hiç sönmediği, yemeğin kokusunun hiç bitmediği, odun ateşinin hep yandığı, ağaçların yemyeşil olduğu, hayvanların seslerinin size ilham verdiği, toprak kokusunun içinize işlediği insanların birbirlerini sevdiği, birbirlerini saygı duyduğu, birbirleriyle yardımlaştığı… Sanki bu dünyayla hiç bağlantısı olmayan bu insanların kendi dünyaları içinde yaşayan küçücük köylerinin içindeyiz. Bu köyün ilginç bir hikayesi var.
Çınar ağacının anıları ;
Az ileri de yaprakları sararmış bir ağaç vardı, bazı yaprakları hala ağacın dallarında duruyordu bazıları ağaç kuruduğundan yere düşmüştü. Çınar Ağacı uzun yıllardır bu bereketli topraklar da yaşamış, geçmişin ve şimdiki zamanın tanıklarından biri olmuş. Köyün uçsuz bucaksız sakinlerinden olan bu ağacın o kadar sırrı var ki bize söyleyeceği, onun sesine kulak misafiri olduğunuzda size güzel hikayeler anlatacaktır.

Bu hikayelerden biri Ertinay Ergüz’ün çocukluğu; babasını ve annesini küçük yaşlarda kaybeden Ergüz. Çocukluğunu çok sıkıntılı badirelerle geçirmiş. İçine kapanık, konuşamayan, kendini yalnız hisseden tuhaf bir kişiliğe dönüşmüş hayatı. Ergüz dedesinin ve büyük annesinin yanında yaşıyor. Dedesi ve büyük annesi Ergüz’ü çok sevdikleri için yanlarına almış dede, torunu doğmadan köyün en yaşlı çınar ağacının kuruyan dallarını keserek bahçesine götürmüş, dalları keserek, biçerek, şekil vererek torunu Ergüz’e, ahşaptan beşik yapmış, beşiği mavi renge boyamış üstüne ses çıkartan nazar boncukları yerleştirmiş.

Torununu o kadar önemsemiş ki yaşlı olmasına rağmen onunla çocuklaşarak günleri, ayları, yılları beraber geçirmişler. Bir de küçük köpekleri var, tüyleri beyaz, elinizi değdiğinizde sanki pamuğa dokunmuş gibi hissediyorsunuz. Ergüz, köpeğine çok güzel bir isim bulmuş , ismini ‘Ardıç’ koymuş.
Ardıç, onun tek arkadaşı olmuş çünkü içe kapanık olduğundan onunla bir şeyler paylaşıp konuşabiliyormuş. Ergüz, dedesinin ona hediye ettiği köpeğiyle kırlarda, ağaçların altında geziyor, dolaşıyor, doğanın sesini, rüzgarın dokunuşunu, rengarenk çiçeklerin kokusunu ciğerlerinde hissediyor, yaşamın içinde ki deneyimi geçmişte yaşadığı sıkıntıları böylelikle unutmaya çalışıyor. Arada sırada göl kıyısında gölün içindeki balıkları izliyor. Dedesiyle küçük kayıklarıyla gölde balığa çıkıp balıkta avlıyorlarmış.
Dedesi bunları anlatırken çok duygulanıyor, Ergüz’ün sevdiği oyunlar oynadıklarını, bahçe de çiçek suladıklarını söylüyor. dedesiyle büyük annesinin bakımına muhtaç olan Ergüz, yıllar geçtikçe çocukluğundan kalan yaşadığı tramvalar liseye başlama döneminde tamda ergenlik döneminde baş göstermiş. Çocukluk yaşlarda yaşanılan olumsuz tramvalar bilinç altında kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu hasarlarda bir şok etkisiyle belki de geçmişte yaşanılan benzer olaylarla karşımıza çıkabilir. Ergüz de bu yüzden geçmişteki sıkıntıları bir şekilde dedesi ve büyük annesinin yardımıyla azaltmaya çalışmış ama malesef yine sağlık sorunları devam etmiş.

Küçük yaşlarda anne ve babadan muzdarip olduğu için kaygı bozuklukları, stres bozukluğu, uyuyamama, kabus, altına kaçırma gibi sıkıntılar yaşamaya başlayan Ergüz. İki yaşındayken geçirdiği menenjit (beyin felci) hastalığından dolayı işitmede ve konuşmada da çok zorluk yaşıyormuş. Bundan dolayı dede ve büyük anne çok üzgün. Dede torunun sağlık sorunları için farklı farklı uzmanlardan yardım almış. En büyük problemi işitme, İşitme de küçük bir oranda işitsel kaybı olan Ergüz’ün öğrendiği sesleri çıkartma da problemi bu yüzden. Bunun için işitme uzmanlarından aynı zamanda dil ve konuşma terapistlerinden yardım alan Ergüz’ün aldığı yardımlar sonucu sağlık sorunlarında gün geçtikçe azalma gözlemlenmiş.

Dedesinin tek bir sıkıntısı var, çok kıymet verdiği torununun mimar olmasını istiyor. Sağlık sorunları yüzünden lisenin ilk yıllarında pek başarılı olamayan Ergüz, uzmanlardan yardım alarak az da olsa sağlık sorunlarını hafifletmeye başlamış. lisenin son zamanlarında sınavlarına iyi hazırlanan Ergüz, dedesinin ve kendisinin de çok istediği mimarlık fakültesini kazanmış. Genelde bu tür vakalarda bilişsel terapi ve bunun yanında bibliyoterapi (Kendi sorunlarına yönelik kitaplar okuma) uygulanması vaka da görülen kaygı bozukları en aza indirilebilir en önemlisi tabiki de sevgiyle yaklaşmak, hoşgörüyle, insanca sorunları çözebilmek. Bunlar yapıldığı sürece hasta kendini daha iyi hissedebilir. Ergüz de olduğu gibi zamanla geçmişi unutup kendini onu değerli yapacak yaşamsal olanaklara vermesi özellikle dedesinin göl kenarında, doğal yaşamın içindeki evi Ergüzün hayatını değiştiren etmenler arasında olduğunu söyleyebiliriz.

Dedesi, Ergüz bebekken çınar ağacından yaptığı beşik, belki de onun hayatını değiştiren küçük bir anı olmuştur. Hayatınızı değiştiren küçük olaylar vardır, sizin farkında olmadığınız veya fark edemediğiniz o anlar da bu olaylar gelip geçebilir. En önemlisi bu küçük olayları bir kolundan tutup yakalayabilmek. Bunu başardığınızda işte o an hayatınız değişebilir.
“Kuru bir ağaç yaşamınızı renklendirebilir”
Sağlıcakla Kalın…
