Porto / PORTEKİZ
Ocak, 2001
Kıraç bir sabahın rengi;

Sabahın, ilk saatlerinde hava oldukça serin ve bir o kadar da içimizi ferahlatan güneşin rengi her yerdeydi. Porto şehrinin o narin görüntüsünün altındaki sıcaklıktan hiç bir şey kalmamıştı. Kasım ayının, hazin görüntüsünün altındaki gerçekle karşılaştığımızda içimizin üşüdüğünü ve titrediğini hissettik. Etrafımıza baktığımızda her yer kar yağmış gibi beyaza bürünmüştü. Sıcaklığın tadını burda unutabilirdiniz. Evden dışarı çıkarken beremi ve eldivenlerimi alarak kıraç toprağın kokusunu içime çektim. Fırtınalı bir hayatın adımlarına yaklaşırken, kalbimdeki o an kan akışının hızlandığını hissettim. Hislerim yine Porto’nun aşk kokan caddelerinde gezintiye çıkarken, gezinti sırasında kulaklarınıza Porto’nun caddelerinde bulunan eski mimari ve heykellerin kulağıma fısıldadığını duyarak geçmişte yaşadığınız mutlu bir günü hatırlayabilirsiniz.

Arthur, 12 yaşında…
Benim de mutlu olduğum bir an, hikayesini öğrenince şaşırdığım bir o kadar hüzünlendiğim içimde fırtına estiren küçük bir çocuğun hayat serüveniydi. Hayatın acımasızğını küçük yaşlarda öğrenen bu çocuk, balıkçılıkla geçimini sağlayan ailenin tek oğluymuş. Küçük yaşlardan itibaren babasıyla Douro Nehri kıyı şeridinde babasının küçücük teknesiyle balıkçık yapan bu genç. Portoda yakaladığı ilginç balıklarla ünlü. Aynı zamanda balıkların resmini ve heykelini yaparak geçimini sağlayan ailesine yardım ediyor.
Teknenin ismi çok sevimli :“Amar” ilk duyduğumda çok ilginç gelmişti. Ama sonrada anlamının ne kadar güzel ve huzur dolu olduğunu anladım. Küçük balıkçımızın ismi Arthur Silva, babasının ismi Alexandre Silva, annenin ismi , Emilly Silva. Anne, biyolog. Aile balıkçılıkla uğraştığı için annenin de katkısı bu noktada büyük. Çünkü, küçük Arthur yakaladığı ilginç balıkları annesiyle inceliyor. Evlerinde bulunan küçük laboratuvarda her türden eniz canlısı var. Bunları incelerken Arthur, deniz canlılarıyla ilgili bir çok bilgi öğrenmiş ve onlar hakkında değişik bilgiler elde etmiş.

Her sabah babasıyla birlikte tekneyle denize açılan Arthur, denizin muhteşem esintiyle, huzur dolu bir yaşamın içinde keyifli anlar yaşarken aynı zamanda tekneye binmeden yanına aldığı reim kağıtlarına yakaladığı balıkların, sanki canlıymış, gibi resimlerini çiziyor. O kadar detaylı kalem oynatış var ki. Resme baktığınızda balığın sanki dışarda yüzdüğünü görebilirsiniz. Arthur’un beyin yapısı çok farklı üç boyutlu nesneleri iyi analiz eden görseli gerçek gibi algılayan bir beyne sahip. Kareleri yakaladığında o anı hiç unutmuyor ve kalemi eline alarak hemen çizmeye başlıyor. Tabi bütün bunları teknede yapıyor.
Arthur babasıyla birlikte eve döndükten sonra küçük atölyesinde kızıl topraktan balıkların gerçek boyutlarından heykellerini yapıyor. Resimde sergilediği üç boyutlu tasarımları el becerilerini daha farklı biçimlerde kullanarak toprakta daha da ayrıntılı yontma işlevi yapıyor. bu yontma tasarımına Arthur,
‘tempestade’ ismini vermiş.

Babasına sorduğumda Arthur’un becerilerinin çok gezmekten kaynaklandığını ve annesinin deniz canlılarıya ilgili gittiği sergilerden aldığı tablolardan ilham aldığını söyledi. Aile, küçük yaşlarda oğullarını denize ve deniz bilimine alıştırmış. Bir çocuk için yaşantısal öğrenme. bulunmaz bir deneyim. Gerçeğe bakarak, uygulayarak, analiz ederek, ondan ilham alarak bir şeyleri keşfederek edimliyor. Dolayısıyla kendini keşfeden bir beyin yaratıyor. Her şeyi içselleştiriyor. Beynindeki fırtınalar onu sürekli yeni heyecanlara sürükleyerek, yeni bulguları bilinç altına kazandırıyor. Arthur, bundan dolayı çok farklı bir çocuk. Fırtınan içinden yavaş yavaş sıyrılmış, güneşli günleri kendi yaratmış.
“Fırtına da cesur olursanız ufuğu kısa sürede görürsünüz”
Sağlıcakla Kalın…


