BEYAZIN YAKTIĞI YÜZ ‘MEHMET’

Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Engin köyündeyiz…

İlkbahar,

Kara kıştan sonra,

Karşımızda kerpiç bir ev var, dışarıdan baktığınızda küçük şirin bir ev. Kapısı tahtadan. Eve gittikçe yaklaşıyoruz, etrafımıza baktığımızda bozkırın serin rüzgarı tüylerimizi yalayıp geçiyor. Çiçeklerin ve otların arasındayız. Bakar ayının o güzel kokusu içimizi ferahlatıyor, uzaklara bakınca kahverenginin o kızıllığa karışmış rengini görebiliyoruz. Toprak eve gittikçe yaklaşıyoruz, çocukların sesi o kadar fazla ki tarlaların içine taşlardan kale yapmış bazıları top oynuyor bazıları da küçük taşlardan oyun oynuyor. Kız çocukları ip atıyor. Çocuklara yaklaştıkça yüzlerinin yanık ve benekli olduğu görüyoruz. Kış soğuğunun bembeyaz karı çocukların o narin yüzlerini siyahlaştırmış. Çocuklar o kadar güzeller ki onlara baktıkça bende o yaşlara dönmeyi o an aklımdan geçirdim. Çocuk olmak, dünyanın bence en mükemmel duygusu. Yola devam ederken,  yanımızdan köylüler gelip geçiyor hepside hayretler içine bize bakıyor. Çünkü elimizde fotoğraf makinesi ve tuhaf giyinmiş bir halimiz var. Mehmet’in evine yaklaşmak üzereyiz.  

Mehmet 6 yaşında çok  özel  bir çocuk ve yaramazlığının yanında çokta çalışkan. Mehmet’in ailesi çiftçilikle uğraşıyor. Ailenin ekonomik durumu biraz zayıf ayrıca bir kaç tane koyunları ve keçileri  var. Mehmet okuldan sonra çalışmak için ailesiyle  tarlaya gidiyor bazende babasına hayvanlarını otlatırken yardım ediyor. Babası Mehmete, küçük yaşta her şeyi öğretmiş, tarlada nasıl çalışılır koyun nasıl otlatılır ve keçiden nasıl süt sağılır. Küçük Mehmet bu işleri çok iyi öğrenmiş.

Mehmet’in evine geldik, kapıda bizi Mehmet’in annesi babası ve Mehmet karşıladı. Evin tek kapısı olan ahşap kapıdan içeriye giriyoruz. Ev tek odalı ve içinde yere serilmiş eski bir halı, duvarda koyun postu, köşede yataklar , küçük bir televizyon ve Mehmet’in oyuncakları var.

Sohbete başlarken, Mehmet’in annesi bize keçi sütü ikram ediyor, o kadar güzel ki tadı. Doğallığın tadını içinizde hissediyorsunuz. Baba, oğlundan bahsederken o kadar içten konuşuyor ki o an saatlerce söylediklerini dinlersiniz. Mehmet’i babası iş yaparken hep yanında götürürmüş, yaşı büyüdükçe, bir şeyler öğrenmeye başladıkça Mehmete televizyondan öğrendiği kadarıyla bir çok sorumluluk vermeye başlamış. Mehmet, köyde anaokulu olmadığı için babası Mardin de bulunan anaokuluna her gün at arabasıyla götürüp getiriyormuş. Babası Mehmet’in okumasını istiyor, çok çalışmasını büyük şehirlere gitmesini istiyor. Baba ve anne çok çile çekmiş, onlarda büyüklerinden ne gördülerse devamını yapmışlar. Mehmet, çok akıllı bir çok, anaokulundaki öğretmeniyle konuştuğumuzda, onun şehirde yaşayan bir çok öğrenciden daha ileri düzeyde zekaya sahip olduğunu anlattı. Doğal ortamda yaşam tecrübesi kazanmak.

Mehmet’in öğrenme ve edinme potansiyelini hızlandırmış, hızlı düşünüp hızlı karar verebilen bir çocuk. Oynadığı oyunların ve gözlem neticesinde ortaya çıkan içsel öğrenme MEhmet’i diğer öğrendiler den ayırmış. Sohbete devam ederken, Mehmet’in hikaye kitaplarını ve karalama yaptığı kağıtları inceliyorum. O kadar güzel çizimleri var ki 6 yaşındaki bir çocuğun bu derece güzel çizimlere sahip olması olağan dışı. Mehmet ailesiyle tarlaya giderken bazen kalem ve defterini de götürürmüş, işten sonra dinlenirken çevresinde gördüğü her şeyi çizmeye çalışırmış. Mehmet’in  birde at arabasına benzer küçük bir oyuncağı var. Babasıyla yapmışlar. Küçük bir ağacı birlikte keserek Mehmete ağacın nasıl oyulacağını göstermiş babası. Ortaya çok güzel bir oyuncak çıkmış.

Mehmet, öğrendiği her şeyi canlı bir şekilde görerek, dokunarak, hissederek, düşünerek öğrendiği için el becerisi ve sorgulama yeteneği çok yüksek bir çocuk. Sizlerinde sorumluluk verdiğinizde çocuklarınızın yapamayacağı hiç bir şey yoktur. Yeter ki yaptıkları şeylerden heyecan duysunlar ve bunun yanında yaptığı işten zevk almasını bilsinler. Mehmet’in ailesinin yanından ayrılırken güzel duygularla gittiğim o küçük ve güzel ailenin yanından ayrılırken üzülüyorum. Küçücük dünyalarının içinde o kadar mutlular ki, tek istedikleri çocuklarının okuması. Onlar için en büyük mutluluk bu.

“Bazı insanlar tepeden bakmayı çok sever, bazılarıda aşağıdan tepeye bakmayı, siz ikinciyi tercih edin.”

Sağlıcakla Kalın…