BİR ÇOCUK ÇIĞLIĞI

BİR ÇOCUK ÇIĞLIĞI

Günlerden 2 Nisan

1972, Reine / Norveç

İlkbaharın kokusu her yerde, yine iş vakti evden çıkıyoruz, elimizde siyah bir çanta, yolda yürüyoruz. Sokaklar müs gibi erguvan kokuyor. Her yer pembemsi çok güzel. Büyüleyici bir atmosfer var. İlk baharın güzelliği mutlu ediyor bizi.  Eski ahşap evlerin otantik duruşunun içinden geçerken etrafımızıa bakıyoruz. Garip bir ses geliyor uzaklardan çok tatlı bir ses içi huzr ve heyecan dolu. Sese yaklaştıkça sesin güzelliği kulaklarımıza doluyor. Tarihi binan duvarına yaslanmış altına oturmak için tabure koymuş yere bir gazete sermiş eski püskü kıyafetler giyen bir çocuk mızıka çalıyor. Çocuğa uzaktan bakınca mızıkasının güzelliği görülebiliyordu. Erguvan ağaçlarının içinden geçen parlak ışığın çocuğun mızıkasına yansımasını görebiliyordum.

Rengi kırmızı,

Kenarları yaldızlı altın sarısıydı. Onu her gördüğümde sokakta tarihi binanın önünde duvar dibinde oturur mızıkasını çalardı. O sırada sanki tarih kokan o sokakta hiç ses çıkmazdı, taşlı kaldırımlarda yürüyen insanlar birden bire sesi duyduklarında konuşmalarını bırakır, hepsi çocuğa yönelirdi. O kadar içten bir ses duyulurdu ki sanki geçmişin sıcaklığını içinizde hissederdiniz. Duvarlarda yankılanan bu  ses sizi o an alıp hayal dünyanızın içinde yaşatabilirdi. Bu sesin mimarı henüz 14 yaşında siyah saçlı, kahverengi gözlü, hafif siyah tenliydi. Sokakta yürürken havanın ürpertici soğukluğu içime işlemişti. Mızıka çalan çocuk üşüyor muydu merak ediyordum. Yüzüne bakınca havanın soğukluğunu yüzünde hissede bilirdiniz, yüzü soğuktan yanmış, hafif kırmızı benekler oluşmuştu yüzünde. Mızıka sesi havanın soğukluğunu alıp içimizi ısıtıyordu sanki. Onu dinlemek müthiş bir histi. Kimdi bu çocuk ? nereden gelmiş? Mızıkayı kim ona öğretmişti ? hepsi birer esrarengiz soru işaretiydi.

Bir gün yine tarihi binan önünden yine işe gidiyorum, duvar kenarında oturmuş yine mızıkasını mırıldandırıyor du çocuk. Çocuğa meraklı bakışlarla tekrar baktım ve onun sesini dinlerken yine derinlere daldım  sonra yanına gitmeye karar verdim. Çocuğun yanında olmak o kadar huzur vericiydi ki mızıka sesi sanki çocuğa yalnızlığını unutturan bir araç gibiydi. Çocuğun şarkısını bitirmesini beklerken yandaki cafe’den iki tane çay aldım ve beraber çayımızı içerken sohbete başladık havanın soğukluğu biraz da olsa gitmişti artık ılık ve bazen serin bir rüzgar tenimize değip geçiyordu.

Çocuğun ismini sordum, Henrik Hansen olarak ismini telavvuz etti bana. Ona, “Henrik” isminin çok güzel anlamı olduğunu söyledim. “Güçlü” anlamına gelen bıu isim sanki çocuğun kendisini yansıtıyordu Henrikte güçlüydü çünkü hayat tecrübesi fazlaydı ama bunun farkında değildi. Norveçé’te yaşayan güler yüzlü bir çocuktu Henrik, yalnız yaşayan ailesinin onu doğar doğmaz terk ettiği bir çocukmuş, ailesi Henrik’i istememiş. Onu, istememelerinin nedeni “otizmli” olması ama aile bunun farkında değilmiş  tabi ki de çünkü aile çocuk 3 yaşına geldiğinde büyük ihtimalle, sağlık sorunu olduğunu tam anlayamamış ve doktora götürdükten sonra Henrike teşhis koyulmuş. Ailede bu süreçte şoka girdiği zaman çocuklarını istememişler. Çünkü ailenin zorlukla başa çıkma tecrübesi az ve psikolojik olarak kendilerini bu süreçte iyi hissetmemişler.

Kişi şok halinde olumlu düşünemez ve düzgün karar veremez bu yüzden  çocuklarını terk etmişler. Henrik belli bir süre sığınma evinde kaldıktan sonra oradan kaçmış, sokaklarda kendi ayakları üstünde durmaya karar vermiş, sokaklarda yaşarken sığınacak bir ev bulamamış, daha sonra tarihi evlerin birinde kalmaya karar vermiş yanlış ve aç.  Bir gün biri Henrike mızıka öğretmiş ve o günden sonra Henrik mızıka çalarak maddi kazanç sağlamaya başlamış. Henrikle tanışmamış biraz ilginç oldu ama onu tanımak güzel ve özel bir duyguydu. Henrik çok özel bir çocuk, az konuşuyor ve sadece sorulan sorulara cevap veriyor.

Konuşurken göz teması kuramıyor ve en önemlisi dikkatini bir noktada topluyor. Mızıkasını çalarken konuşmaya başladığımızda onun kızdığını fark ettim. Bir anda çok korktu ve geri çekildi. Böyle çocuklarınız varsa mutlaka ilk başta yapılacak şey onlara ilgiyle ve sevgiyle yaklaşmak, sevecen davranmak, güzel sözler söyleyerek  özel çocuğunuzu “otizmli” ancak bu şekilde kendinize yaklaştırabilirsiniz. Bu özellikteki çocukların bir çok kendilerine özel davranışları vardır. Belirli rutinleri ve sürekli döngüsel davranışlara sahiptirler. Henrikte öyle bir çocuk onun döngüsel davranışı “mızıka” normalde ağır otizmli çocuklar seslere çok duyarlı olurlar.

Henrik hafif otizmli (Asperger Sendromu) olduğu için müziği seviyor. Ve sürekli çalmak ve o sesi duymak onda beyinsel sıkıntıları gideriyor. Ve o sesi duyunca rahatlama görülüyor. Bu çocuklarda en çok meydana gelen şey budur. Kendi rutinleri dışına çıktıklarında sıkıntıya girerler ve çevresine çok sıkıntı yaratırlar.  bu özel çocukları anlamak için zaman ve sabır en büyük ilaçtır. Siz Henrik’in ailesi gibi olmayın otizmli çocuklarınızı kesinlikle terk etmeyin. Onların sizlere ihtiyaçları vardır. Sevgi ve hassasiyet isterler sizden ama bunu söyleyemezler çünkü ne yaptıklarının farkında değildirler.

Henrik’i işe giderken artık her gün görmekteyim. Birlikte mızıka dinlerken çayımızı içiyoruz ve sohbet ediyoruz onun bana kazandırdığı çok şey var. Benimde ona. Mızıka sesi hala kulaklarımda…

Özel çocuklarınızı sevin, koruyun ve kollayın. Onlar sizi çok seviyor ama size söyleyemezler.

“Herkes her şeyin farkında olduğunu düşünür ama kimse hiç bir şeyin farkında değildir, Farkındalık yaratmak için siz fark yaratın”

Sağlıcakla Kalın…