YAŞAMAK FİİLİNİN DİPNOTU

Cunda / Alibey Adası / Balıkesir

Taş evler, gün batımı…

Her taşın altında bir dipnot bulunur…

Kış, 2025

Bazı sabahlar uyanmak istemeyebilirsiniz; yanlızca gözlerinizi açar ve beklersiniz. Uyanmak, yanlızca bir amaçtır çünkü içinde iyi veya kötü bir niyet olabilir. Oysa bir gün uyandığımda perdeden sızan ışığın, odamı değil tozları aydınlattığımı görüyordum. Saatime baktığım da tik takları yavaş yavaş bir ritim değil, bir kalp ataşı gibi heyecanlandırıyordu beni.

İçimden bir ses: Hala buradasın. Diyordu.

Hayat, cümlelerde saklı bir gizli madendir. Madenin içine indiğinizde cevher bulamazsınız. Ancak aradığınız da, parlak bir ışık açığa çıkar. hayatın ve zamanın dipnotunu, parlak ışığın ne olduğunu bulduğunuz da gerçekleri öğrenirsiniz. Oysa asıl gerçek sizin hayal ettiğinizden daha ötededir. Küçük adımlarla, sessizce:

Pencerenin kenarında otururken, elimin kaleme değmesiyle birlikte o eski sayfaların tekrar hatıralardan silkelenip ortaya çıkmasıyla içimdeki çocuk tekrar tereddüt etmeye başlamıştı. Her sabah aynı aynı dipnot, tekrarlayan bir yansıma ve yaşam. Dipnot, şöyle demişti, yaşamıyor olabilirdi veya hayatın dekoru çok yıpranmıştı. Ağaçtaki kuş sesini duyar duymaz, elimdeki kalem yazmaya başladı, niyetim belliydi, hedefim sayfalarca yazmak değil, hayatın akışını yakalamaktı, hani; cımbızla çekersiniz tabiri vardır ya, bende o anı yakalamak istiyordum. Masanın yanında eski bir nostaljik radyo vardı. Zamana ayak uyduramayan ama zamanın yanında hayat bulan, anlam kazanan, kadife bir sesti. Sesi duydukça, tek kelime; bir cümle oluyordu.

Sonrası, tıpkı nefes almak gibiydi, küçük bir dipnottu.

Otobüste yaşlı bir adam yanıma oturdu. Elinde buruşturulmuş bir gazete vardı; tarih bir haftalıktı. Okumuyordu, tutuyordu sadece. Dayanacak bir şey gibi. Bir durak sonra bana baktı ve sordu:

Yaşamak, bazen ertesi güne itiraz etmektir. Hayatınız da geçmişe dair anıların, altını çizerek bir şeylere başladığınızda kalemi durduramazsınız. Kalem daima elinizde durur ve inmez. Sürekli yazmak istersiniz, kadife ses tonu gibi, içinizdeki sesi dinleyerek bir fiil yüklemelisiniz her anlam kattığınız kelimeye, pencereden baktığınız da parlayan gökyüzünün ardında gizlenen bulutların beyazlığında hayata tutunarak kalemizi bükmeden satırları bir biri ardına devam ettirmelisiniz.

Sence insan ne zaman yaşlanır?

Cevap vermek istedim ama doğru fiili bulamadım. Düşünmek mi, susmak mı? En sonunda söyledim:

Hatırlamak yorucu olmaya başladığında.

Hayata dair dipnot; günler ilerledikçe zamanın nasıl akıp gittiğini bilmiyoruz, zaman  o kadar hızlı akıp gidiyor ki. Hayatın bize öğrettikleri, uğultulu bir şekilde bizi etkiliyor, biz bunun sesli olduğunu düşünüyoruz ama sessizlik içinde yaşamaya devam ediyoruz. Günler, anlamını yitirmeden, mutluluk tecrübesiyle, gülümsemeyle ve doğal hayattan tat alarak yaşamaya devam etmeliyiz. Kalem diyor ki; günlerimiz sayılı, ertelenmeyecek kadar değerlidir. Değersiz olansa hayatı acımasızca yaşamak, kendini beğenmemek, hayatı amaçsızca yaşamak. İnsan, yaşadığının farkına varmalı, hissetmeli hayatı. Dünya, dönmeye devam ettiği sürece yıldızlar var oldukça, ay; beyaz rengini bize yansıttıkça yaşamaya devam etmeliyiz.

            Ve o geceye bir dipnot düşüyorum; yıldız tozlarını hiç merak ettiniz mi, bize hayat veren, bizi yaşatan yıldız tozları, o kadar parlak o kadar güzel ki. İçlerinde biz yaşıyoruz. Yaşamak, herkes için bir yıldız, ama herkes için farklı bir türdür. Gece, sakindir ve güzeldir. Sessizliğin karanlığında, parlayan yaşamlar, bazen kayan yıldızlar hep bizim hayatımız. Mümkün olduğunca onu dinlemek ve uyandığımız da kalemimizi buna göre şekillendirmeliyiz.

“İnsan yaşadığını sandığı yılları değil, vazgeçemediği anları biriktirir.”

Sağlıcakla Kalın…