UNUTULMUŞ BİR HAYAT

Behramkale / Ayvacık / ÇANAKKALE

Kış / 2021

Belki bir gün seçtiğimiz yol, bizi doğru yola götürecektir…

Bir akşam üzeriydi, uzak bir masa da kırık bir sandalye de oturuyordu. Yine her zaman ki gibi kafası çok yorgundu. Günlerce, haftalarca, aylarca çalışmıştı. Elleri, çalışmaktan nasırlaşmıştı, çok tuhaf bir hali vardı. O,  her zaman böyle değildi biliyorum. Çünkü kafasında kurguladığı her şeyi önceden düzene koyar sonra çalışmaya başlar, tüm bu düzeni uygulamaya koyardı. Ara sıra bazı gereksiz düşünceleri nedeniyle çalışmayı pek sevmemeye başladı. İçinde ki heyecanı yitirmişti, mutsuzluğu her halinden belli oluyordu.

Aklından neler geçiyor, tahmin etmek çok zordu. Belki bir şeyler söylemek istiyordu, belki de utanıyordu söyleyemiyordu ama bildiğim tek bir şey vardı o da yalnız olduğuydu. Her akşam gelir aynı masaya oturur, düşüncelere dalar, uyuklar ve küçük bir deftere bir şeyler karalar sonra kalkar giderdi.

Yağmurlu havaları çok severdi, içi hüzünlüydü, ruhu dertliydi. Küçük bir kasaba köyünde yaşayan bu esrarengiz yabancı bir sanatçıydı. Küçük, mucizeler gerçekleştiren, muhteşem tasarımlar yapan gizemli bir sanatçıydı. Uzun yıllardır yaptığı çalışmalar herkesin dilindeydi. Bazı takıntıları yüzünden git gide hayal gücü eskiye nazaran azalmaya başlamıştı, karamsar düşünceler onu mahvetmişti.

Tuhaf davranışları olan, bunun yanında gel- gittler yaşayan ruhsuz bir canlıydı. Nedeni az çok anlayabiliyordum ama bir türlü onun bu davranışlara iten sebebi tam anlamıyla çözememiştim. Belki çok yorucu çalışmalardan sonra kendini yeterince yıprattı belki de takıntıları yüzünden, stres bozukluğu yaşıyor.

İsmini vermediğim bu yabancı şehirden uzak, insanlardan uzak, denizin o nahoş kokusunu yanında yeşilliğin  içinizi cezbettiği bir ortamda yaşamaktaydı. Maviyi ve huzuru çok seviyordu. Huzur ve sessizlik onun tarzıydı. Hayatı, bu tuhaf ortamın içinde hayal gücüyle tanımaya çalışıyordu. Gezmeyi çok seviyordu ama eskiye göre artık pek fazla gezmiyordu.

Şehir hayatının bıkkınlığı onu en ücra köşelerden birine Çanakkale’nin Ayvacık İlçesine bağlı Behramkale köyüne atmıştı. Gerçekten sıra dışı  bir o kadar da sakin bir kişiliğe sahipti. Kendi kişiliğine uygun bir yer bulmuştu kendine. Çok rahat bir insandı, insanlarla konuşurken sıcak kanlı oluşu hareketlerinden kendini çok belli ediyordu. Önceleri sıcak yerlerde yaşadığı çok belliydi, batının kokusunu almış, doğu kültürüyle yetişmiş, içindeki sıcaklığı da güneyden almış doğal bir insan görünümüneydi. Kişiliğinin ve doğallığının yanında zayıf görünümlü, kırışık bir yüze sahip, sarı tenli, kahverengiyle sarının karıştığı dağınık saçları vardı.

Kısa boylu, hafif göbekli, krem rengi gömleğin içinden taşan kılları görebiliyordunuz. İlk bakışınızda onun farklı ir karakterde olduğunu anlayabilirdiniz. Benim için çok özel ve nadir bulunan kişiliklerden biriydi. Gezdiği, not aldığı, kokusunu aldığı her yeri zihninde tasarımlayan, hayal gücüne bu tasarımlarının içine karışarak yaptığı çalışmalarıyla egzantrik bir sanatçıydı.

Her şeyi, alışılmışın dışında kullanan bir beceriye sahipti. Bir şey dikkatimi çekmişti, bir işe başladığından saatlerce yorulmadan o işi bitirmek için uğraşırdı, yanlışta yapsa hatasını düzeltmek için düşünür dururdu. Sonunda hatasını bulur, kendi kendine güler bazen de kendini mutlu etmek için sıcak bir kahve yaparak bahçesindeki bir ayağı kırık ahşap sandalyesine oturur.

Sıcak denizin buğulu kokusunu içine çekerek rahatlardı. Kahvesinden son yudumu aldıktan sonra işinin başına geçer kaldığı yerden devam ederdi bazen sabahlara kadar çalıştığı da olurdu. Sonunda o iş biterdi tabi. Bir işi yarım bırakmayı hiç sevmezdi. Bu işleri yaparken de kimseden yardım almazdı. Her şeyi babasından öğrenmişti, onu hiç unutamıyordu, yüreğinde bir yerde onun eskitemediği anıları vardı.

Babasının genetiğini almıştı, aynı ona benziyor onun gibi davranışlara sahipti. O, çok özel bir sanatçıydı, babasının yetiştirdiği, onun hayatını, onun yaşam stilini benimsemiş bir hayatı vardı.  En sevdiği çalışmalardan birsi tahtaları yontarak resimler yapmaktı. Bu resimleri boyarken de dışardan topladığı doğal taşları toz haline getirerek bunlardan boyalar üretmesiydi.

Yaptığı resimlerin o kadar güzel tarafları vardı ki, bilinçaltındaki mutsuzlukları, karamsarlıkları, unuttuğu, unutmaya çalıştığı olayları bu ahşaplara yansıtıyordu. Fazla konuşmayı sevmeyen biriydi, tek konuştuğu şey yaptığı resimleriydi. Onlara içini açmıştı. Resimleri yapmadan önce küçük ahşap evinden dışarı çıkar, sahil kenarına yakın yerlerdeki akarsuların diplerinden topladığı renkleri taşları alır, atölyesine götürür, taşları ezer, ufak parçalara ayırana kadar ezmeye çalışırdı.

Bu işi bitirince çevresinde buunan kurumuş kalın ağaçları toplar bunları, atölyeye getirerek yontardı. Düz, hale getirene kadar yontma işlemini tamamlar sanki bir doktorun ameliyatta kullandığı neşterler gibi ahşabı o derece ayrıntılı olarak oyarak içindeki fırtınayı açığa çıkartırdı. Sanat için yaratılmıştı, genetiğinde vardı ama hayatında ki anlatmadığı, anlatamadığı fırtınalar onu iyice karamsarlığa, unutulmuşluğa, itilmişliğe sevk etmişti. Bunun sonucunda paranoyak hallere bürünmüştü.

Aklında ki sorular, içini kemiriyordu, bunun sonucun da sürekli bir şeyler olacakmışcasına düşüncelere dalıp gidiyordu. Sanırım şehir hayatı onu depresyona sokarak, stres bozukluğuna sebep olmuştu. Ama her yönden yaşamaya, bu tatsız hayata devam ediyordu.

Onun ismini çok merak ettiniz eminim, bazen merak etmek içinizde ki kıvılcımı ateşler, biran önce öğrenmek istersiniz merak ettiğiniz şeyi, sabırlı olmak, sizi olgunlaştırır. Onun ismi ; unutulmuş bir hayat aslında kendine bu ismi vermiş. Çünkü unutulmak, her şeyden bağımsız yaşamak istiyor.

Hayatını, tek düze yaşamaktan, insanların saçma sapan davranışlarından, şehrin garipleşmiş kokusundan bıkmış artık. Onu, unutulmuş bir hayatı, kurtaracak şey yalnızlığa bürünmek olmuş. Bunun sonucunda kendini unutulmuşların diyarı herkesten uzak bir limana atmış. Bilinçaltı, onun gerçek dünyası, onun dediğini yapmış. Babasının ona öğrettiği sanatçılık ruhu içinde bir yerde gizliyken açığa çıkmış ve huzur bulmuş. Yabancı, kendini tanımaya yalnız kaldığında başlamış. Şimdi her şey yolunda, yoluna, başkalarının çizdiği yoldan değil de bilinçaltının çizdiği yoldan devam ediyor.

“ Hayat, değişimlerle doludur, değişimleri de meydana getiren insanın kendi seçimleridir.”

Sağlıcakla Kalın…